Matruşka Bebekleri ve Ruhun Ebedî Hapsi 1
Düşünsenize insan bedenine hapsedilmiş bir sinek... İnsanlık, iki eşzamanlı kırılma noktasıyla tarihin en sessiz ama en derin devrimini yaşıyor. Bir yanda Eon Systems, Drosophila melanogaster’in tam connectome’unu (125.000–140.000 nöron, yaklaşık 50 milyon sinaps) dijital bir sanal bedene (NeuroMechFly v2 + MuJoCo fizik motoru) yükledi. Sanal sinek, kimseye “yürü”, “temizlen” veya “ye” denmeden yürüdü, antenlerini temizledi, şeker kokusuna doğru ilerledi. Perception-action loop, tarihte ilk kez tamamen kapatıldı: duyusal girdi → nöral işlem → motor çıktı → yeni duyusal geri bildirim. Script yok, reinforcement learning yok, taklit yok. Sadece biyolojik bağlantı haritası ve kapalı döngü. Diğer yanda Cortical Labs’ın CL1 biyolojik bilgisayarı: 200.000 canlı insan nöronu (iPSC teknolojisiyle CEO Hon Weng Chong’un kendi kan örneğinden reprogrammed) bir multi-electrode array’e yerleştirildi. Bu nöronlar, sadece elektrik pulse’ları ve ödül-ceza feedback’i ile bir haftada DOOM oynamayı öğrendi: 3D labirenti gezindi, düşman tanıdı, ateş etti, sağlık ve cephane yönetimini adapte etti. Enerji tüketimi pikoJoule seviyesinde. Silikon GPU’ların megawatt’larına karşı, bir petri kabındaki yaşayan karbon tabanlı zeka. Medya başlıkları “Sinek yürüyor!”, “Beyin hücreleri Doom oynuyor!” diye güldü. Ama asıl mesele, senin de dediğin gibi, çok daha derin: Bilinç kopyalandı mı, yoksa yalnızca davranış kalıpları mı aktarıldı? Ruh ne oldu? Tanımlayamadığımız bir şeyi kopyalamaya başladık ve bunun sonuçlarını henüz ölçemiyoruz. Eon Systems’in çalışması, 2024 FlyWire konsorsiyumu (Princeton, HHMI Janelia, Google) tarafından tamamlanan tam connectome üzerine inşa edildi. Her nöronun 3D koordinatı, her sinapsın ağırlığı, her nörotransmitter tipi (glutamat, GABA vb.) haritalandı. Shiu et al.
Matruşka Bebekleri ve Ruhun Ebedî Hapsi TEK PARÇA/TEK PART
Düşünsenize insan bedenine hapsedilmiş bir sinek... İnsanlık, iki eşzamanlı kırılma noktasıyla tarihin en sessiz ama en derin devrimini yaşıyor. Bir yanda Eon Systems, Drosophila melanogaster’in tam connectome’unu (125.000–140.000 nöron, yaklaşık 50 milyon sinaps) dijital bir sanal bedene (NeuroMechFly v2 + MuJoCo fizik motoru) yükledi. Sanal sinek, kimseye “yürü”, “temizlen” veya “ye” denmeden yürüdü, antenlerini temizledi, şeker kokusuna doğru ilerledi. Perception-action loop, tarihte ilk kez tamamen kapatıldı: duyusal girdi → nöral işlem → motor çıktı → yeni duyusal geri bildirim. Script yok, reinforcement learning yok, taklit yok. Sadece biyolojik bağlantı haritası ve kapalı döngü. Diğer yanda Cortical Labs’ın CL1 biyolojik bilgisayarı: 200.000 canlı insan nöronu (iPSC teknolojisiyle CEO Hon Weng Chong’un kendi kan örneğinden reprogrammed) bir multi-electrode array’e yerleştirildi. Bu nöronlar, sadece elektrik pulse’ları ve ödül-ceza feedback’i ile bir haftada DOOM oynamayı öğrendi: 3D labirenti gezindi, düşman tanıdı, ateş etti, sağlık ve cephane yönetimini adapte etti. Enerji tüketimi pikoJoule seviyesinde. Silikon GPU’ların megawatt’larına karşı, bir petri kabındaki yaşayan karbon tabanlı zeka. Medya başlıkları “Sinek yürüyor!”, “Beyin hücreleri Doom oynuyor!” diye güldü. Ama asıl mesele, senin de dediğin gibi, çok daha derin: Bilinç kopyalandı mı, yoksa yalnızca davranış kalıpları mı aktarıldı? Ruh ne oldu? Tanımlayamadığımız bir şeyi kopyalamaya başladık ve bunun sonuçlarını henüz ölçemiyoruz. Eon Systems’in çalışması, 2024 FlyWire konsorsiyumu (Princeton, HHMI Janelia, Google) tarafından tamamlanan tam connectome üzerine inşa edildi. Her nöronun 3D koordinatı, her sinapsın ağırlığı, her nörotransmitter tipi (glutamat, GABA vb.) haritalandı. Shiu et al.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
ANAMNESİS (Hatırlama) Teorisi, Alegoriler.* (IV)
Platon (Eflatun)’un düşüncesini somutlaştıran iki büyük alegori vardır: Çizgi benzetmesi ve mağara alegorisi. Çizgi Benzetmesi: Platon, görünenler dünyası ile düşünülenler dünyasını tek bir dikey çizgi üzerinde tasvir eder. Çizgi iki ana parçaya ayrılır: altta “görünür” alan (to horaton), üstte “düşünülebilir” alan (to noēton). Sonra her bir parça tekrar ikiye bölünür; böylece toplam dört kesit ortaya çıkar. Her kesit, hem belirli bir varlık türünü (nesneleri) hem de ona karşılık düşen bir zihin tavrını temsil eder. Platon’un maksadı, “ne tür nesneleri temaşa ediyorsak zihnimizin de o türde bir bilme tavrına yerleştiğini” göstermektir. Çizginin en alt dilimi, gölgeler, yansımalar, resimler, heykeller ve genel olarak imajlar alanıdır. Platon buna eikasia (tasavvur) der; zihnin, asılların değil, asılların görüntülerine tutunması. Buradaki “bilme” aslında bilmezliğin bir türüdür; çünkü imaj, varlığın kendisi değil, onun zayıf ve soluk izidir. Gördüğümüz, bir su veya aynadaki yansıma kadar kırılgan ve yanıltıcıdır. Onun bir üst dilimi, doğal şeyler (hayvanlar, bitkiler, yapılmış nesneler) ve tek tek bireylerdir. Bu kesitte zihin durumumuz pistis'tir (inanç, kanaat). Artık “gölge” değil, nesnenin kendisine bakıyoruz; ama yine de hâlâ görme ve algıya bağımlıyız. Bu yüzden bilgi güçlü bir kanaât seviyesini geçemiyor. Doğrudanlık var, fakat zorunluluk yok. Platon (Eflatun), kesitlerin uzunluklarını, onların açıklık (saphēneia) ve hakikat derecesiyle orantılı sayar. En altta açıklık en düşüktür (imge), üstüne çıkınca artar (nesne). Ama gerçek sıçrama, çizginin üst yarısına -düşünülebilir alana- geçince olur; çünkü burada göz değil, nous (akıl) görür. **Üst kısmın alt dilimi, matematiğin alanıdır: sayılar, doğrular, düzlemler, oranlar... Zihnin tavrı dianoiadır (akıl yürütme).
alegori
Guillevic'in "Paraleller-1" adlı şiirin ilk dizeleri şöyle başlar: Gidiyorlar uzay geniş, Karşı-be-karşı, Konuşmak istiyorlar. Ama birinin diyeceğini Öbürü biliyor zaten. Eugene Guillevic
Şiir
Bay C
"BENİ BANA BIRAKIN."-23.BÖLÜM ...neler oldu neler bitti.Kaç ay geçti,kaç mevsim bitti.Kimler geldi kimler geçti. Hayat sarmal bir yumak gibi büyüyerek geçti.Bu geçen sarmal dolu hayatta bir toz taneciği gibi savrulup duruyorum Sayın Savcım.Nereyi mi savruluyorum bu sorunun cevabını bende bilmiyorum.O kadar her şeye rağmen en çok neyi istedim biliyor musunuz?Kendimle kalmayı.Onu da beceremedim.Bitmeyen bilmeyen sıkıntılar,onun kurduğu boş ve anlamasız hayallerin derinliği.Beyin hücrelerimde hep bunlar vardı.Takır takır beynimden gelen uğultular.Diyorum kendi kendime karanlık bir buhranda. Huuuh işte şimdi kendimle baş başayım.Sonra bir fırtına kopuyor,ardından gelen tsunami dalgası.Hepsini sırasıyla yaşadıktan hayatım bir coğrafya'ya dönüyor adeta. Ne kadar da sevmezdim coğrafyayı.Aklımda tutamadığım enlemleri,boylamlar,paraleller,meridyenler. Hangi nehirde boğuluyorum.Hangi dağın eteğindeydim?Hangi yarım küre de aşk acımı çekemiyordum? Aniden coğrafya da buluyorum kendimi. Ama ne kadar süre geçiyor bu süre.111 dakika yı 1 dakika bile geçmiyor.Baş başasızlığım yine sömürücü olarak devam ediyor. Böyle bir durumda aslında iyi yönlerini de söylemezsem ayıp olur. Onu düşünemiyorum,ona adapte olamıyorum. O esnada ben o kadar derinlerdeyim ki o bana şunu yapmış, bunu etmiş düşünemiyorum. Faili meçhul geçiyor benim ömrüm Sayın Savcım. Etrafımda her şey oluyor da olmuyor.Bitiyor da bitmiyor.Geçiyor da geçmiyor.Allah Allah bu ne yav böyle diyeceksiniz. Türkçe de zıtlık kavramını ben çıkarmadım.Ömründe bir tek bu kavramlarla yaşayan da ben olmadığımı biliyorum. Bir ara düşünüyorum.Atomun en küçük yapı taşı olsaymışım diye işin içinden çıkamıyorum.Beynimde nötronlar,elementler çoğalıyor.Elementlere bölünmek istiyorum.Kimya buna ne kadar el verir hiç bilmiyorum. Tek isteğim var