Part 3 - İslam Fetihleri ve Sonrası
Tüm bu kargaşa ve merkezi otoritenin çöküşü sırasında, Halid b. Velid komutasındaki İslam ordusu, adeta direnç gösterilemeyen bir sel gibi ilerliyordu. 634’te Şam, 638’de Kudüs ve Filistin, 642’de ise Mısır düştü. Ancak asıl kırılma noktası 636 yılında Yermük’te yaşandı. Roma, elindeki her türlü etnik kökenden (Ermeni, Arap, Süryani) topladığı 60-80 bin kişilik yorgun, maaşı ödenmemiş ve ruhunu kaybetmiş karma ordusuyla; güçlü bir dini-kabilevi asabiyeye sahip, taze, genç ve yüksek motivasyonlu İslam ordusunun karşısına çıktı. Yermük, sadece bir askeri yenilgi değil, antik dünyanın o koca imparatorluğunun tek darbede devrildiği bir sistem çöküşüydü. Rivayet odur ki Herakleios, Suriye’yi ardında bırakıp geri çekilirken, kadim topraklara dönüp şöyle dedi: "Elveda Suriye, artık bir daha asla görüşmeyeceğimiz bir veda... Düşmanın elleri için ne güzel bir toprak olacaksın, esen kal Suriye!" ​Yermük ile beraber Roma’nın beli kırılmıştı. Elinde artık bu yeni fatihlere karşı duracak bir garnizonu bile kalmamıştı. Müslüman fatihler ise pragmatik bir strateji izlediler. Yerel halkı katliamdan geçirmek yerine, onları Roma’nın ağır vergi yükünden ve dini mezhep baskısından kurtaran bir kurtarıcı figürüne büründüler. Kiliselere ve mezheplere dokunmadılar, daha adil bir vergilendirme sundular. Sistemin işleyişine hiç ellemediler, sadece vergilerini alıp çıktılar. Halife Abdulmelik dönemine kadar da resmi yazışmalar Arapça değil, Greekçe ve Farsça yapıldı. Halk bu yeni düzeni bir işgal olarak değil, Konstantinopolis’in baskıcı otoritesine karşı bir alternatif olarak gördüler. Yeni İslam devleti de gayirmüslimlerin sırtında zenginleşti. Ancak bu pragmatizm, ilerleyen dönemlerde Emevi elitlerinin Arap-Mevali sınıflaşmasıyla lekelendi. Müslüman olan ancak Arap olmayan yerel halktan
Din
Part 1 - İslam Fetihlerinin Öncesinde Akdeniz'in Dönüşümü
Her şey, Romalıların doğal sınırlarına ulaşmasıyla başladı. Fetihler durduğunda uzun, 180 yıllık savaşsız bir "Pax Romana" (Roma Barışı) dönemi yaşandı. Ancak sorun şu ki, Roma'nın zenginliği ganimet ve yağma üzerine kurulu bir sistemle işliyordu. Yeni para akışı durduğu için bu refah dönemini, bitmek bilmeyen krizler, enflasyonlar ve iç savaşlar takip etti. 3. yüzyıl krizi denilen bu dönemde sayısız general başa geçti ve devrildi. Tüm bunların üstüne doğudan, Karadeniz'in kuzeyinden Hunların da baskısıyla Cermen kavimleri batıya akın akın gelmeye başladı. Aslında bu Cermen akınları yeni değildi; Roma asırlardır Cermenlerle savaşıyor, onları asimile edip yavaş yavaş kendi bünyesine katıyordu. Fakat bu sefer arkalarında Hunların itici gücüyle devasa sayılarda geldiler. Doğal olarak imparatorluk, bu barbar dalgasını öncekiler gibi absorbe edemedi. ​Roma'nın sınırları, barbar akınlarını tek bir merkezden yönetilemeyecek kadar devasaydı. İşte bu yüzden sınırların iki merkezden yönetilmesine karar verildi ve 395 yılında imparatorluk kalıcı olarak ikiye bölündü. Aslında bu bölünme yeni bir olay değildi; Roma zaten yüzyıllardır 2'ye, 4'e ve 6'ya bilinçli ve kontrollü şekilde bölünüyor, eş imparatorlar tarafından ortaklaşa yönetiliyordu. 395'teki bölünmenin farkı, bunun kalıcı olması ve bir daha geri birleşememesiydi. ​Roma bölündükten sonra Batı tarafı, Doğu kadar şanslı değildi. Doğu; Mısır, Filistin, Suriye ve Anadolu gibi zengin eyaletlere sahipti. Altın ve ganimet için gelen barbarlara rüşvet ve haraç ödeyip onları kardeşine, yani Batı tarafına püskürtüyordu. Batı'nın Doğu kadar altını olmadığı için savaşmak zorunda kaldı. Kendi halkı yüzyıllardır hadarileşmiş, refah içinde yozlaşmış ve asabiyesi zayıflamıştı; doğal olarak bu korkusuz, vahşi, taze, genç ve güçlü
Din
Reklam
Denemevari yazılar part 3 :)
Anne ve baba olmaya karar vermek, sadece biyolojik bir süreç ya da toplumsal bir rolü üstlenmek olmamalı; bu karar, öncesinde derin bir farkındalık ve eğitim gerektirmelidir. Çünkü ne yazık ki günümüzde birçok ebeveyn, dünyaya getirdikleri çocukları kendilerine ait birer "mal" veya "mülk" gibi görme hatasına düşüyor. Onları birer emanet olarak kabul etmek yerine, çocuklarının mutlak sahibi olduklarına inanıyorlar. Bu sahiplik duygusu, beraberinde tehlikeli bir yanılgıyı getiriyor: Kendi geçmişlerinde gerçekleştiremedikleri hayalleri, yarım kalmış hedefleri çocuklarına yüklemek. Egolarını tatmin etmek için bir araç olarak görmek. Böylece evlatlar, koşulsuz sevilen birer birey olmak yerine, ebeveynlerin hırslarını tatmin edecek birer "proje" haline dönüştürülüyor. En acı olanı ise sevginin bir şarta bağlanmasıdır. Çocuklar, sadece ebeveynlerinin çizdiği sınırların içinde kaldıkları, onların istedikleri kalıplara girdikleri ve onların emirlerini uyguladıkları sürece seviliyor ve değer görüyorlar. Yani bir çocuk, ancak anne babasının aynası olduğu müddetçe kıymetli; kendi kimliğini kazanıp, kendi olmak istediğinde ise bir tehdit olarak algılanıyor ve karşısında büyük bir direnç buluyor. Anne babasının istediği yoldan giden çocuk "hayırlı evlat" ilan edilirken, kendi özgün yolunu çizmek, kendi kimliğini bulmak isteyen çocuk dışlanıyor. Bu anlayış üzerine hepimizin durup derinlemesine düşünmesi gerekiyor. Çocuklar, anne babalara üzerlerinde tahakküm kursunlar, onları birer köle gibi yönlendirsinler diye verilmedi. Onlar, bu dünyada kendi benzersiz hayatlarını yaşayabilsinler diye ebeveynlere teslim edilmiş birer emanettir. Anne babanın asıl görevi; çocuğun hayat yolunu zorla çizmek değil, o yolda yürürken ona doğru bir rol model olmak, onu tehlikelerden korumak ve güvenle
Bir Seri Nasıl Yanlış Ellerde Heba Edilir...
Akılçelen Yayınları aradan geçen yılların sonunda Fırtınaışığı Arşivi serisinin 5.kitabının baskıya girdiğini paylaştı (2025 yılında çıkartacağız demişlerdi). Malesef Brandon Sanderson gibi popüler ve iyi kitaplar yazan bir yazarın kitapları bu yayınevinin elinde heba oldu. Her kitabı çıktığı zaman satın aldım ve 5 kitabın nerdeyse hepsi yayınevinin kararsızlığı, tutarsızlığı yüzünden 2.resimdeki gibi gözüküyor. Evet anlaşılmasalar da 2.resimdeki kitapların hepsi aynı seriye ait. İlk iki kitabı büyük ansiklopedi gibi basmışlardı. Çok ağırlardı doğru ama serinin diğer kitaplarını o kadar kötü bastılar ki, aralarından favorim ilk iki kitabın baskıları. 3.kitap Oathbringer' ın çevrilmesi yıllar aldı. Öyle ki en sonunda kitabı 1 değil 2 değil tam olarak 7 kişi çevirdi! Bir yayınevi düşünün ki 7 çevirmene çevirtiyor kitabı. 3.kitanın baskı kalitesine gelirsek, yayınevinevi boyutu küçülttü, kağıt gramajını azalttı ve puntoları ufak karınca yazısı gibi bastı. Çıktığı dönemde bu kitabı büyüteçle okuyun diye dalgasını çok geçtik. Aradan zaman geçti ve yayınevi yine karar değiştirip 3.kitabı ikiye bölerek 3.kitap cilt 1, 3.kitap cit 2 olarak satmaya karar verdi. Hatta kapakları da değişti. Bir önceki (bende olan resimdeki baskı) baskının rezaletini düzeltmek için iade kabul edip yeni baskıyla değiştirebiliriz kitaplarınızı dediler. 4.kitap Savaş Ritmi' ne gelirsek. Resimdeki gibi ilk günden yine kapakları değiştirilerek (ilk üç kitabın ilk baskısından farklı, 3.kitabın yeni baskıları ile aynı stilde yeni kapaklar ile) bastılar. Yayınevi hem daha fazla para kazanmak istediği hem de uzun kitaplarla başa çıkamadığından olsa gerek 4.kitabı da 2 cilde bölerek sattı. Daha sonra 2 ve 3.kitabı da yeni baskıda değiştirip bu şekilde 2 cilde böldüler ve kapakları berbat gözükse de
Duygu ve Düşünce
Kitap Önerisi Part 3
Yine fantastik ağırlıklı bir öneri olacak. Bu defa romantik ve distopya da içeren bir liste. Part 1 İçin: #300900777 Part 2 İçin: #301023021 Fantastik Kitaplar: Caraval Serisi: Scarlett Dragna ve Donatella Dragna annelerinin onları terk etmesinden sonra babalarının bozuk psikolojisi ve dur durak bilmeyen şiddetine maruz kalan iki kız kardeştir. Scar ve Tella büyükannelerinin Caraval oyunu hakkındaki hikayeleri ile büyümüştür ancak Scarlett hikayelerdeki Legend karakterine fazla inanıyordur. 7 yıl boyunca Legend’e mektuplar yazar ancak geri dönüş alamaz. Fakat düğününe çok kısa bir süre kala Scarlett, Caraval’a bizzat Legend’den iki isimli bir isimsiz davetiye alır ve hikaye başlar. Scarlett hayali bu olsa da kurtuluş yolunun nişanlısı olduğunu düşündüğü için Donatella ile Valenda’da nişanlısının yanında yaşadıkları ihtimaline tutunur. Ancak Tella’nın pes etmek gibi bir arzusu yoktur ve ablasını denizci Julian ile beraber kaçırarak Caraval adasına götürür. İncelemem: #301582540 (serinin tüm kitapları için incelemem mevcut, yan serisi için de mevcut ama önermiyorum o seriyi) Hırsızların Dansı Serisi: Kraliçenin rahtanlarından Aydınlıksisli Kazimyrah (favori kadın karakterim olur tüm kitaplar arasında) ve iki kız rahtan arkadaşı, krallıklardan ilki olduğunu iddia eden kanun kaçağı Ballenger ailesinin peşine düşer. Ancak daha henüz Kral olan Jase ve usta hırsız Kazi’nin yolları hiç beklemedikleri şekilde kesişecek ve asla istemedikleri bir serüvene sürükleneceklerdir. Benim çok sevdiğim bir kitap. Kadın karakter aşık oldu diye karakterinden ödün verip farklı birisine dönüşmüyor. Aynı şekilde Jase de öyle. Yalanlarla dolu bir aşk yaşıyorlar ve işler sarpa sarıyor. Gallant: Bu kitabı herkesin seveceğini düşünmüyorum öncelikle. Biraz karanlık bir atmosferi
1000Kitap
2026 İZLEDİĞİM FİLMLER/DİZİLER (GÜNCELLENECEK)
FİLMLER Pride and pridejudice (7/10) –Jane Austen’in kitabından uyarlama (gurur ve önyargı.) kitaba sadık kalınmıştı.- Sense and Sensebilty (5/10) –Jane Austen’in kitabından uyarlama (aşk ve yaşam.) kitabı okumadım ama olay örgüsü bana hitap etmedi. Ayrıntılara çok girilmişti.- Persusasion (8/10) –Jane Austen’in kitabından uyarlama (ikna) yine maalesef kitabı okumadım ama ana karakterimizin eski erkek arkadaşının yıllar sonra geri dönmesi ve yaşadıkları karşılıklı belirsizlik.- Emma (10/10) –Yine Jane Austen’in kitabından uyarlama pflcedbvı. Kitabı HENÜZ okumadım ama köstümler, eşyalar, süsler herşey harikaydı.- Belle (6/10) -Gayrimeşru (siyahi) bir kızın babasının akrabalarının yanında yaşaması ve hissettiği ayrımcılık- Enola Holmes – 1 (9/10) –Sherlock Holmes’in kardeşi Enola Holmes’in annesinin kaybolmasından sonra yaşadıkları.- Enola Holmes – 2 (10/10) –Devamı artık karakterlere ve olaya daha adapte olduğum için daha güzeldi.- Rosaline (7/10) –Romeo ve Julietin Juliet açısından farklı bir versiyonu.- Little women (10/10) –Louisa May Alcott’un kitabından uyarlama (küçük kadınlar+iyi eşler), kitaba sadık kalınmıştı.- Becoming Jane (6/10) –Jane Austen’in gençlik yıllarınd bir İrlandalıyla yaşadığı aşkı konu alıyor.- Zootopia – 2 (8/10) –Devam filmiydi, ilki gibi güzeldi.- Shatter İsland (9/10) –gizemli bir adayı araştırmaya giden iki dedektif.- Damsel (10/10) –millie oynadığı için harikuladeydi, fantastik ve yunan mitolojisindeki bir hikayenin yorumlanması niteliğindeydi.- Dune - part 1 (6/10) –Bilim kurguydu, bana hitap etmedi ama görsellik açısında efsaneydi.- Marry Shelley (7/10) –“Frankestein” kitabının yazarının hayatı.-
Reklam
Reklam