Küresel Güç Siyasetinde "Kasıtlı Çözümsüzlük" ve Güvenlik Paradoksu: Böl-Yönet Mirasından Bölgesel Kırılmalara Uluslararası siyasetin tarihsel akışı incelendiğinde, coğrafi sınırların ve egemenlik alanlarının belirlenmesinde küresel güçlerin bıraktığı yapısal mirasın, bugünkü jeopolitik krizlerin temel yakıtı olduğu görülmektedir. Emperyalist vizyonun bir sonucu olan ve siyaset biliminde emperyal miras olarak tanımlanan bu durum, sömürgeci güçlerin bir bölgeden fiziki olarak çekilirken arkalarında kalıcı barış hatları yerine pimi çekilmiş el bombalarını andıran kronik sorunlar bırakması esasına dayanır. Kasıtlı çözümsüzlük olarak nitelendirilebilecek bu strateji; egemenlik çatışmalarını körüklemek, yeni kurulan yapıları eski hamilerine bağımlı kılmak ve bölgesel bir süper gücün doğuşunu engellemek amacıyla yüzyıllardır sistematik bir biçimde uygulanmaktadır. Fiziksel varlığını sonlandıran sömürgeci irade, ardında bıraktığı istikrarsızlık alanları sayesinde bölgenin geleceğine ipotek koymaya devam etmekte, krizlerin kendisini sistemin devamlılığını sağlayan birer yakıta dönüştürmektedir. Bu sistematik mirasın en somut ve kanayan örnekleri, Güney Asya’dan Uzak Doğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada bugün bile sıcak çatışma potansiyelini korumaktadır. İngiltere’nin bin dokuz yüz kırk yedi yılında Hindistan alt kıtasından çekilirken apar topar çizdiği sınırlar, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan ancak yöneticisi Hindu olan Keşmir bölgesini tam bir belirsizliğe mahkûm etmiştir. İngiliz sömürge aklının arkasında net bir hukuki statü bırakmadan çekilmesi, iki komşu ülkeyi nükleer silahların gölgesinde üç büyük savaşa sürüklemiş ve Keşmir’i kalıcı bir istikrarsızlık merkezine dönüştürmüştür. Benzer bir sınır mühendisliği, bin sekiz yüz doksan üç yılında çizilen
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yeni Çağın Güç Denklemi: Küresel Teknoloji Monarşisi ve Türkiye'de Statüko Çıkmazı Modern siyasetin doğası, geleneksel ideolojilerin ve sınırların ötesinde, sermaye ile teknolojinin soğuk ve rasyonel ortaklığı tarafından yeniden inşa edilmektedir. Bugün ulus devletlerin iç siyasi dinamiklerini ve kurumsal yapılarını anlamak, yalnızca yerel parlamento tartışmalarına ya da parti içi kurultay delegasyonlarına bakarak mümkün değildir. Siyaset, siber egemenliğin, yapay zekâ tekellerinin ve küresel finans ağlarının dikey gücüyle şekillenen çok katmanlı bir satranç oyunudur. Bu oyunun kurallarını doğru okumak, hem batı dünyasında milyarderlerin neden tek bir çizgiye geldiğini anlamayı hem de Türkiye'nin içinden geçtiği siyasi tıkanıklığa gerçekçi bir teşhis koymayı zorunlu kılar. Kurumsal Mülkiyet Körlüğü ve Tarihsel Kırılmalar Türkiye siyasetindeki en büyük yanılgılardan biri, köklü siyasi partilerin ve yerleşik kurumların alternatifsiz olduğuna dair duyulan statüko inancıdır. Siyaset elitleri genellikle mevcut büyük yapıların kalıcı olduğunu, bu yapılardan ayrılan aktörlerin ise siyasi bir hiçliğe gömüleceğini vaaz eder. Oysa tarih, kurumsal sınırları ve dayatılan statükoyu bizzat yıkan figürler tarafından değiştirilmiştir. 1980 sonrasında Bülent Ecevit’in mevcut yapılara karşı gösterdiği kararlı duruş ve ardından kurduğu Demokratik Sol Parti ile başbakanlığa uzanan yolu, bu durumun en somut tarihsel reçetesidir. Kurumsal yapılar vizyoner projelerle, teknoloji çağının gereksinimleriyle ya da toplumsal dertlerle bağını kopardığında birer "halat çekmece" oyununa döner. Taraflar vizyon yerine hukuki dehlizleri ve yerleşik bürokrasiyi birer enstrüman olarak kullanarak o halatı kendi tarafına çekmeye çalışır. Ancak bu katı ve uzlaşmaz duruşun nihai sonucu kaçınılmazdır: O
Siyaset
Anılar...
kitabı okurken Ürgüp denk geldi.Olaylar ürgüpte cereyan ediyor.daha önce 5 sene orada yaşadım.ne ilginç.kitapda bahs edilen Kürşat da sonraları Ürgüpte belediye başkanı oldu,sonra vefat etti.fotoğrafta arkadaşım dedesinin adını taşıyan Baran Numanoğlu.o da malesef çok genç yaşta vefat etti Milletvekili Ali Baran Numanoğlu beni tutardı. Önce belediye başkanımızdı o bizim. Sonra üç dönem milletvekilimiz oldu. Demokrat Parti'den; ama değerli bir insandı. 'Yokluk, adam yokluğu, Mustafa Bey! Altmış üç ile vali bulamıyoruz!' derdi. Oğlu Kürşat'ı da kendi gibi yetiştirdi; o da iyi adam olacak. Eşekli Kütüphaneci
Alıntı
Film önerileri ve düşündürdükleri...
Ayşen Şahin (Aksakal) En çok tek mekanda geçen filmleri severim. Ortam değişmeden bir konu anlatabilmek için en az 90 dakika tartışılmaya değer bir konu, o tartışmayı dinlemeye değer kılan bir metin ve izlemeye değer kılan çok iyi oyunculuklar gerekir. Bu tek mekan filmleri genelde bir felsefi tartışma ya da ezber bozma üzerine olur ve roller dengeli dağılır. Bir kült olan "12 Angry Men"i bilirsiniz. 1957 yapımı bu film farklı karakterlerdeki mahkeme jürisinin "makul şüphe" üzerinden bir genci idama göndermek ya da beraat ettirmek arasında 180 derece değişen kararları üzerine kurulu ahlaki bir tartışmanın sahneye yansıması. Tüm film 8 numaralı jürinin "Peki ya?.." sorusunu sorması ve tartışmayı açması üzerine kurulu. Bir diğer kült film de 2007 yapımı "The Man From Earth". Taşınan profesör arkadaşları John Oldman'ı uğurlamak üzere bir araya gelen 7 akademisyen, meslektaşlarını taşınma nedeni üzerine açıklama yapması için zorlayınca on dört bin yaşında olduğunu öğrenirler. Biyoloji, sanat tarihi, ilahiyat, antropoloji, arkeoloji, tarih gibi uzmanlıkları olan misafirler kendi alanlarındaki bilgileri ile bunun imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışsalar da Oldman'ın cevapları bunun gerçek olabileceğini gösterir. Özellikle dinlerin ortaya çıkışını izahatı, tüm akademisyenleri dehşete düşürür. Senaristi Jerome Bixby'nin 38 senede tamamladığı, sinemanın en entelektüel işlerinden biri olarak tarihe geçen film, izleyiciye 89 dakika boyunca şu soruyu sordurur: "Peki ya?.." 2012 yapımı "Le Prenom"da #306668211, evde bir eş-dost yemeğinde geçer. Vincent, doğacak çocuğuna Benjamin Constant'ın 1816 tarihli aynı adlı romanının kahramanı olan Adolphe'un adını vermek isteyince yemeğin seyri değişir. Tartışmalar, yazılışı farklı olsa da bir çocuğun
Dizi/Film
BU KİTAP NEYİ ANLATIYOR: Bu kitap, 12 Eylül Müdahalesi ve Kenan EVREN konusu her açıldığında istisnasız olarak tüm sol/aşırı sol kesimlerin dillerine doladıkları şu argümanları irdelemektedir; ** Kenan EVREN siyasal İslamın önünü açmıştır, ** Kenan EVREN solu ezip sağa yol vermiştir, ** Kenan EVREN Turgut ÖZAL’ı başımıza getirmiştir, ** Kenan EVREN irticaya geçit vermiştir, ** 12 Eylül sonrasında Laiklik ve Atatürkçülük yara almıştır. ** 12 Eylül Müdahalesi, yükselen solun önüne set çekip sağa alan açmak maksadı ile yapılmıştır. Amerika’nın “yeşil kuşak” projesinin hayata geçirilmesi yolunda, komünizm tehlikesine dikkat çekip, İslamcı sos ile Amerikancı bir zihin yapısının hakim olması amaçlanmıştır. ** 12 Eylül sonrasında tarikat ve cemaatler gelişecek ortam bulmuş ve bugünkü tablo oluşmuştur, ** 23 Yıllık Ak Parti yönetimi ve dolayısıyla içinde bulunduğumuz tüm sıkıntılar 12 Eylül’ün ürünüdür, İddia sahiplerinin bu görüşlerini dayandırdıkları argümanların tamamı bu kitapta tek tek irdelenmiş ve gerçekte durumun ne olduğu gözler önüne serilmiştir. Alanında ilk ve tek olan bu kitap, sadece 88 sayfadır. Kitapyurdu linki yorumdadır.