Suç ve Ceza / Hangi çeviriyi okumalıyız? /
10/10
·687 syf.··
2025 2. kitabı
Suç ve Ceza’yı Can yayınlarından okudum, daha sonra İş Bankası. Can yayınları resmen karakterin psikolojik derinliğini bu pasajda yok ediyor. Bakın, aynı pasaj iki farklı yayınevinde nasıl çeviriliyor. İş Bankası: Sayfa: 456 "Estetik bir bitim ben, başka bir şey değil." diye sürdürdü düşüncesini; başkalarının felaketleri karşısında öç alırcasına sevinç duyanların duygularına benzer bir duyguyla bu düşüncesini didiklemeye, onunla oynamaya, ondan avuntu ummaya başladı. "Evet, gerçekten bir bitim ben; çünkü ilkin, şu anda bir bit olduğumu düşündüğüm için bitim; ikincisi, bir ay boyunca, bu işi kendi zevk ve keyfim uğruna bir şeyler sağlamak için değil, sözde, soylu ve güzel bir amaca erişmek için yaptığıma, o yüce varlığı tanık gösterdiğim, onu rahatsız ettiğim için bir bitim. Hah-hah-ha. Can Yayınları: Sayfa: 341 Eh, estetik olarak ben bitim, başka bir şey değilim," dedi çıldırmış gibi gülerek. "Evet, gerçekten bitim," diye devam etti haince bir neşeyle bu düşünceye sarılarak, ona yerleşerek, onunla oynayıp eğlenerek, "bu da sırf şu yüzden birincisi, artık bit olduğuma karar veriyorum; ikincisi, bütün bir ay boyunca her şeye kadir inayeti rahatsız ettim, kendi hevesim için yapmadığımı, yüce ve güzel bir hedefim olduğunu kanıtlamak için... Ha ha! Ayrıca bu platformda Dostoyevski’ye Suç ve Ceza da atfedilen bazı sözler de kitapta yok. Yazarın sözleri değiştiriliyor. Sizin yorumunuz nedir?
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma
Tekrar Tekrar Okumaktan Bıkmayacağım
10/10
·240 syf.··
2026 23. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:00
Mahvolmuş bir vaziyetteyim ve sanırım bu kitabı sindirmem için epey bir zaman gerekecek. Kitap kulübümüzün haziran ayı kitabı Onur Ayı'na özel bir konseptle Adınla Çağır Beni seçilmişti. Bu beni epey bir mutlu etti çünkü yıllar önce filmini seyrettiğimden beri kitabı delicesine merak ediyordum ve hiç vakit kaybetmeden kitabı okumaya başladım. Fazlasıyla etkileyici, tutku ve şehvetle donatılmış, tüm çıplaklığı ve ilkel duyguları ile okuduğum bir aşk hikayesiydi bu. Oliver ve Elio, Elio ve Oliver... Bizim ülkemizden pek çok okurun tanımladığı "sapkınlık" veya "rezillik" yorumlarına hiç katılmadığımı söylemek istiyorum. Çünkü aşk biraz da böyledir, sevgili dostlar. Aşk; arzu ve şehvetten bedeninizin yanıp kavrulduğu ve "o kişinin" her şeyini bütünüyle istediğiniz bir duygudur. Sonsuz bir çekim vardır aranızda ve o kişinin her bir zerresine muhtaçsınızdır. İşte Elio da böyle duygularla görüyor Oliver'ı. Kitabı okurken elimden kalemi düşürmedim, altını çizdiğim bir sürü satır oldu. Yorumumda bu alıntılara da yer vereceğim. "Dostluk sözcüğü geldi aklıma. Ama herkes tarafından bilindiği şekliyle dostluk hiç ilgimi çekmeyen, yabancı, ekilmemiş toprak gibi bir şeydi. Oysa benim, onun taksiden inmesinden Roma'da vedalaşmamıza dek hep istediğim şey belki de bütün insanların birbirinden istediği, yaşamı yaşanabilir kılan şeydi." Elio'nun ne istediğini anlatan en güzel pasaj buydu belki de. Utangaç, içine kapanık, pek arkadaşı olmayan ve dostluk tanımından bihaber olan Elio, Oliver'dan bunu hiç talep etmemişti. "Onun ölmesini de istiyordum, çünkü onu düşünmekten ve bir daha ne zaman göreceğim konusunda endişelenmekten kendimi alamadığıma göre, ölümü hiç olmazsa bu işe bir son verirdi bari." Elio'nun sevdiğine duyduğu merak bedenini öyle ele geçiriyor ki onun ölmesini bile
Adınla Çağır BeniAndré Aciman · Sel Yayınları · 20244,330 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·120 syf.··
2026 6. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 23:02
Biraz uzun fakat özetler nitelikte bir inceleme bırakıyorum. Kitap bir pasaj bölümünden, ek ve söyleşiden oluşuyor. Pasajda, giriş bölümünden itibaren aşkın temelinin cinselliğe bununda temel düşüncesinin insanın üreme ihtiyacına dayandığına kanaat getiriyor. Bu günümüz için tamamen farklı bir perspektif olduğu için beraberinde getirdiği farklı amaçlar var: kendisine eksik olanı başka (aşık olduğu kişide) bulup doğacak çocuğu daha iyi yaparak türü daha iyi hale getirme. Bir nevi mükemmeliyetçi denilebilir. Hatta o kadar ki tasnifini dahi yapmış. Tabi bunlar günümde karşılık bulmuyor. Erkeğin tabiatı gereği (üreme istenci) cinselliği sonrasında farklı kadınlara yönelme eğiliminde olduğu, kadının ise daha sadık olduğunu ifade ediyor. Ve kadının doğal erkeğin yapay sadakati olduğunu söyler. Bunun haricinde insanlığın aslının siyahi olduğunu da iddia ediyor. Aşkın erkeği ne denli kör ettiğini bütün olumsuzlukları görmezden geldiğini söyler. Ta ki cinsel birlikteliğe kadar. Sonrasında ise "istenmeyen bir arkadaş" olarak nitelendirir. Ki bu birliktelikte aslında pek zevkli falanda değildir. Kişi o ana kadar çok zevkli olduğunu düşünür. Sonucunda da hayal kırıklığı kaçınılmazdır. Ek kısmında oğlancılıga değinir. İnsanlığın her döneminde en azından gizliden gizliye olduğunu belirtir. Yunanlardan oldukça normal hatta övünülecek bir durum olduğunu, bazı filozoflarla alıntı yaparak örneklendirir. Bunun sebebi de doğanın ehvenişer (kötünün içindeki iyi ) olanı seçmesidir. Oğlancı olan kişiler ise çocuk yapmaya sağlığı müsait olmayan (bunlar genç(toy ve bilinçsiz) ve yaşlılardan oluşur) kişiler çocuk yaparsa tür kötüye gideceğinden mütevellit doğa bu kişileri "oğlancı" yapar. En yoğun kısmı ise söyleşi zira burada kadınları feci şekilde yerer. Özellikle
Aşkın MetafiziğiArthur Schopenhauer · Sel Yayıncılık · 202416,8bin okunma
Hikâyelerin Yeniden Okumaya ve Yazmaya Müsaitliği Üzerine
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Kurmaca ile uğraşan bir okur ve hasbelkader bir yazar olarak Revizyon Sanatı: Son Sözü Kurmak adlı kitabı zevkle okuduğumu söyleyebilirim. Kurmacanın yeniden kurgulanmaya, yeniden üretime ve neredeyse sınırsız imkânına vurgu yapan kitap, muhtelif kurmaca yazarlarının eserlerini müteaddid kereler yeniden kurguladıklarını, her okumada yeni bir yönle karşılaştıklarını örnekleriyle gösteriyor. Kitabın son paragrafı revizyonun neden önemli olduğunu belki de bir pasajla ifade ederek noktayı koyuyor: Ama hepimiz, bizden geriye kalan hikayelerin bizi en iyi halimizle anlatanlar olmasını istemez miyiz? Gerçek şu ki, yeni hikayeler yaratma ve eskilerine yeniden yaratma becerimiz bizimle sona erse de hayat bizi gözden geçirmeye devam ediyor. Hayat bir anlamda revizyondur ve revizyon, bir hikayenin ne kadar canlı kalmaya devam ettiğini bir ölçüsüdür. Kurmacanın bir bakıma sonsuzluğuna ve geniş imkânına vurgu yapan bu pasaj çok önemli bir ayrıntıya parmak basıyor. Hayat da bir anlamda revizyondur ve hayatımız devam ettikçe, kurmaca eserlerimize her döndüğümüzde, her yeniden okuyuşumuzda farklı perspektifle bakarız ve belki de yeniden üretiriz. Öykülerimiz ilk yazdığımız hâliyle kalmaz. Üzerinde tekrar ve tekrar çalıştıkça görürüz ki, ilk yazdığımız hâliyle kalması mümkün olmayan metinler üretiriz. Bu şunu da gösterir yazdığımız metni revize etmek için de bir yerlerden başlayıp eksik ya da kusurlu olsa da bir metin üretmemiz gerekir. Ürettiğimiz metin bir şeyin başlangıcıdır ama sonu değildir. Sonu olması için yazarın yaşamının sonlanması gerekir. Hatta bu da yetmez yazarlar ölmüş yazarların metinlerini bile başka bir biçime döndürme çabasına girişebilirler. Sözün özü, Revizyon Sanatı, kurmaca yazarlarının ürettikleri hikâyeler üzerinde ne kadar çok çalışırlarsa o kadar çok
Edebiyat
Revizyon Sanatı : Son Sözü KurmakPeter Ho Davies · Paris · 20262 okunma
6/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 22:55
"Papalagi" (veya orijinal adıyla Der Papalagi), Alman yazar Erich Scheurmann tarafından 1920 yılında yayımlanmış oldukça sıra dışı ve düşündürücü bir kitap. Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir. Samoa'ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti. Kapitalizmin yaşatıldığı sekuler toplumu daha yakından tanımak için, modernliğin medeniyet diye pazarlandığı sistemi görmek istediğimizde tüm açıklığı gerçekliği ile "Papalagi" karşımızda. Kitap ismi ile iddialı ve dikkat çekici olduğu kadar, kısa olmasına rağmen yine de anlamlı, bakış açısı sunması, düşündürücü olmasıyla beni kendine çekti ve okurken içimden tebrikler sunduğum bir kitap oldu adeta. Özellikle Afrika Dramını okuyup bu konuda bir ders aldıktan sonra, kapitalizm ve demokrasi gibi, "Kur'an'ın da ifadesiyle; yaldızlı sözler" ile insanların nasıl kandırıldığını, insanların peşinden koştukları dünya ve içindeki nimetlerin aslında aracı iken nasıl yegane amaca dönüştüğünü anlatan ve yeniden anladığım çok güzel bir kitap. İnsanoğlu tabiatı gereği unutan, dalan, günaha meyilli bir varlık olması nedeniyle kendine hakikati anlatacak, yaşamının içindeki yaratılanların amacını hatırlatacak türden kitaplar okumaya muhtaç. Özellikle de mana ile maddenin yer değiştirdiği, anlam kargaşası yaşandığı, duyguların renginin kaybolduğu bir çağda, bir zaman diliminde Batıyı ve batının bize sunduğu ya da dikte ettiği kültürü, bugün özenilen o Avrupai yaşamın aslında arka planını çok güzel anlatan bir kitap ve her insanın okumasını istediğim, dili hafif bir kitap oldu benim için. Papalagi yani beyaz adam, sömürünün
1000Kitap
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,2bin okunma
Okur Kimliğim ile İnancım Arasında
İlahi Komedya’yı şu an için yarım bırakmaya karar verdim. Bunun temel nedeni ise Hz. Muhammed’in görselleştirilmesi, cehennemde tasvir edilmesi ve peşinden insanları sürükleyen biri gibi gösterilmesinin beni fazlasıyla rahatsız etmiş olması. Bir Müslüman olarak bu bölümleri okurken ciddi bir iç çatışma yaşadım. Kendimi kusursuz bir Müslüman olarak tanımlamam belki ama dinimin peygamberinin bu şekilde aşağılanmasına karşı da kayıtsız kalamadım. Bir yanda okur kimliğim vardı; farklı perspektifleri görmeye çalışan, metni anlamaya çalışan tarafım. Diğer yanda ise inancım ve kutsal kabul ettiğim değerler. Bir noktadan sonra bu ikisinin arasında sıkıştığımı hissettim ve kitabı burada bırakmanın benim için daha doğru olduğuna karar verdim. Belki bir gün yeniden devam ederim, bilmiyorum. Ama şu an devam edemeyeceğim kadar rahatsız oldum. Dante’nin zekâsını, kurduğu atmosferi ve yazınsal gücünü inkâr etmek mümkün değil. Özellikle bazı dizelerde insanı gerçekten durdurup düşündüren bir yoğunluk vardı: “Yaratılmadınız yaşamak için yabaniler gibi, Aksine aramalısınız ilim ve fazileti.” Bu tarz satırlar bana Dante’nin neden yüzyıllardır konuşulduğunu hissettirdi. Yer yer düşen bir anlatımı olsa da bazı dizelerde gerçekten büyük bir zihinsel yoğunluk yakalayabiliyor. “Uzun vadeli vaat ile tez elden icra, Zafer getirecektir yüce tahtına.” Bu pasaj ise bana doğrudan günümüz siyasetini düşündürdü. Dante’nin insan doğasına, iktidar diline ve manipülasyona dair gözlemleri hâlâ güncel hissettirebiliyor. “Zira konuşmamızın ve aklımızın yoktur yeri, Bunca şeye olmayı hâvi.” Bazı bölümlerde ise Dante’nin karanlığı yalnızca korkutucu değil; insan aklının sınırlarını zorlayan bir hâl alıyordu. Belki de kitabın en güçlü tarafı buydu: Karanlığın içinde bile düşünsel bir yankı
İlahi KomedyaDante Alighieri · Alfa Yayınları · 2021239 okunma