Bir süre bekledim vitrinin önünde. Saatler, saatler, saatler, zamanın karmaşası, telaşı, yürüyüşü...
Eski cep saatleri, masa saatleri, kol saatleri, duvar saatleri.
Biri haricinde, hepsi tek bir saati gösteriyor; 18.10!
Tek bir saat doğru zamani gösteriyordu. Diğerleri aynı noktada bekliyordu. Nurettin Efendi'nin hayatında bir yerde durmuştu tüm saatler. İnsanların zamanı ilerliyordu. O da insanların zamanı doğru anlayabilmeleri için küçük saat parçaları ugraşıyordu ama gel gör ki kendi dükkânındaki saatler ilerlemiyordu.
Durmuş saatlerin ortasında bir adam yavaş hareketlerle zamanı incitmekten korkar bir halde hayatını burada sürdürüyor.
Iyi de neden 18.10?
Bunu da bilmek mümkün değil. Birileri sorsa da baştan savma cevaplar alıyor; "Ne bileyim canım güzel duruyor öyle."
Dükkân bir halvet mekânını andırıyordu. Bu kadar saatin içinde zamanın dışına çıkabilmek mümkün müdür?
Bu ancak Nefes Saatçisi'nde mümkün inanın bana.
Ve gördük ki;
mekan değildir,
zamandır önemli olan.
Ve lakin o da değildir,
eylemdir önemli olan.
Ve o dahi değildir kalp olmadıkça..
Cahit Zarifoğlu 🍁