Yasin Terzioğlu

Yasin Terzioğlu
@pashaqli
Miendiz
Makine Mühendisi
Lisans
Zonguldak, 19 Mayıs
9 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Sosyal Analiz
Cumartesi, Cihangir'den tuttuğum bir taksiyle Eyüp'e geldim. Taksi şoförü Pierre Loti kahvesini bilmediği için Eyüp'te gördüğü_ müz bir taksi şoförüne yolu sordum. Şoföre "Beyefendi" diyerek sorduğum için olacak, son derece efendi bir tavırla yolu tarif etti ve bize "hayırlı günler" diledi. Şoförün "işaret göreceksiniz" dediği yerde yol işareti vardı. Ama, daha ilerde başka işaretlerle desteklenmediği için, gideceği-miz yeri yine sormak zorunda kaldık. "Sora sora Bağdat bulunur" sözü, bizim kültürümüzden çıkmış olsa gerek. Çünkü yollara gerekli işaretleri koyma gereğini duyma-mamızın bir nedeni olmalı. Bilinçli bir neden değil, ilişki kültürü içinde olayları algılama ve değerlendirmemizden kaynaklanan bir neden. Bizim kültürün temel "niyetliliği" insanların birbirine muh-taç olduğu bir dünya yaratmak. Her şeyin açık seçik belirgin oldu-ğu, kurallara göre işleyen bir ortamda bu niyeti gerçekleştiremez-siniz. Yol işaretlerinin olmaması, insanları birbirine muhtaç kılar. "Sora sora Bağdat bulunur." Burada kritik farkındalık sormak. Peki ya sorduğun sana bildiğini söylemez ise. O zaman onunla iyi geçin-mek, onu mutlu etmek zorundasın. Bu mutlu etmenin içine çoğu kere rüşvet de girer. Ben bunları düşünürken, "Geldik efendim," diyen şoföre ücreti-ni ödeyerek arabadan indim.
Sayfa 104·Kitabı okuyor
İlişkiler
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnsan ırkı mutlu mudur?
Ornek olarak, tüm tarihi gösterebilirsin: Yunanlılar, Romalılar, Persler, Mısırlılar, Ruslar, Almanlar, Fransızlar, İngilizler, ispanyollar, Aineri-kahlar, Güney Amerikalılar, Japonlar, Çinliler, Hintliler, Türkler, bin çeşit ilkel ve gelişmiş din, kaplandan ev ke: disine kadar akla gelebilecek her tür yönetim şekli, her bir ulus, tek doğru dine ve tek akıllıca devlet sistemine sahip olduğu düşüncesiyle, diğer tüm ulusları küçümser, değersiz görür ve bu görüşünden asla şüphe etmez, her biri kendi üstünlüğüyle gurur duyar, her biri Tanrı'nın gözdesi olduğuna şüphesiz inanır, savaşlarda ordularının başında Onun olduğunu düşünür, düşmana yenildiğinde şaşkına döner ama alışkanlıkla buna da bir mazeret bulur. Sözün özü tüm insan ırkları hoşnuttur, her zaman hoşnuttur, ısrarla hoşnuttur, mutludur, müteşekkirdir; hangi dinde olurlarsa olsunlar, kaplan ya da kedi, kimin tarafından yönetiliyor olurlarsa olsunlar. Söylediklerim doğru mu? Biliyorsun ki, doğru. İnsan ırkı mutlu mudur? Biliyorsun, öyledir. insanlığın nelere katlanabileceğini ve nelere rağmen mutlu olabileceğini düşününce, önlerine koyacağım düz ve soğuk gerçekler sistemi yüzün-den bu mutluluklarını ellerinden alabilecek kadar güçlü olduğumu düşünmen, bana büyük onur verdi. Bunu hiç kimse yapamaz. Her şey denenmiştir. Başarılı olmamıştır. Rica ederim, endişe etme.
Felsefe
Maddenin değeri...
YA: Mesela bir şapka arzularsın. Elde ettiğinde gururun okşanır,ruhun hoşnut olur. Arkadaşlarının şapkayı alaya aldığını, onunla dalga geçtiğini varsayalım: bir anda değerini kaybeder; ondan utanırsın gözünden düşer, bir daha asla görmek istemezsin. G.A: Sanırım anlıyorum. Devam et. Y.A: Sonuçta bu aynı şapka, değil mi? Değişme yok ama istediğin, şapka değildi, sadece onda ruhunu tatmin edecek birşey vardı:. Bunda başarısız olunca, tüm değerini kaybetti. Maddi değer diye bir şey yoktur; sadece manevi değer vardır. Bazen fiilen maddi değeri olan bir şeyin peşinden koşar durursun, gerçekte ise öyle bir değer. yoktur. Sahip olduğu tek değer, geçici bir süreliğine de olsa, onun arkasındaki manevi değerdir: bunu kaldırınca bir anda değersizleşir; şapka gibi. G.A: Şimdi bunu para özeline getirirsek? Y.A: Tabii, getirelim. Para da sadece bir semboldür, maddi değeri yoktur; parayı isterken gerçekten onu istediğini düşünürsün, fakat gerçekte öyle değildir. Onu manevi getirileri için arzuluyorsun; getirmezse, onun da değerinin kaybolduğunu keşfedersin. Köle gibi çalışan, huzursuz, tatminsiz bir adamın acıklı hikâyesi vardır. Bu çalışmalar sonucunda bir servet biriktirmiş, bundan dolayı çok sevinmiş; fakat bir hafta sonra bir veba salgını, dünyada değer verdiği herkesi alıp götürmüş ve onu yapayalnız bırakmış. Parasının değeri aniden düşmüş. İçindeki sevincin paranın kendisinden gelmediğini, ailesine sunduğu zevklerin verdiği manevi memnuniyet-ten geldiğini. anlamış. Paranın maddi hiçbir değeri yoktur; onun manevi değerini kaldırırsan geriye sadece bir süprüntü kalır. Herşey için bu böyledir, küçük yada büyük görkemli yada önemsiz;istisnası yoktur. Tacın, tahtın, mücevherlerin, küçük yada büyük çapta şöhretin hiçbir maddi değeri yoktur, hepsi aynıdır. Ruhu doyurduklarında
Felsefe
Kader..
GENÇ ADAM: öyleyse, hayatın bir cilvesi olarak, kötü bir or-tamda yetişen birinin başka bir şansı yoktur, kötü yönde eğitilecektir. YAŞLI ADAM: Başka bir şansı yok mu? Bukalemunun başka bir şansı yok mu? Yanlış. En büyük şansı, bukalemun ol-rnasındadır. Yalnızca yaşam alanını, toplumunu değiştir-Inesi yeter. Fakat bunu yapma dürtüsü de dışarıdan gel-imeli., bu amacı güderek bunu kendi kendine yapamaz. Bazen başlatıcı dürttü, çok küçük ve kazara gerçekleşen bir şey olabilir ve onu yeni bir fikirle yeni bir yola soka-bilir. Sevgilinin "Bence sen bir korkaksın," demesi, içe-ride var olan bir tohumu sulayarak yeşertip meyvelerini de savaş meydanlarında verdirebilir. insan-lık tarihi bu tür kazalarla doludur. Kaza sonucu bacağı-nın kıniması, inançsız ve terbiyesiz bir askeri, dinsel et-kiler altına sokarak ona yeni bir ideal verebilir. Cizvit Tarikat!, böyle bir kazanın sonucunda doğmuş, iki yüz yıl boyunca nice tahtlan sallamış, politikalara yön ver-miş, muazzam işler çıkarmış, hâlâ da çıkarmaya devam etmektedir. Şans eseri bir kitabı veya bir gazete parag-rafinı okumak bir insana yeni bir ideal verebilir, onu eski topluluğundan ayırarak, ideallerine ilgi duyan yeni bir topluluğun içine sevk edebilir: bunun sonucunda bu insanın bütün bir yaşam tarzı baştan sona değişebilir. GENÇ ADAM: Belirli bir yöntemi mi ima ediyorsun? YAŞLI ADAM: Evet ama yeni değil, eski. Hem de insanlık tarihi kadar.
Felsefe
İnsan-Şöhret kazanma arzusu
Yaygın çılgınlık biçimlerinden biri de fark edilme arzusudur, fark edilmekten elde edilen hazdır. Belki de sadece yaygın da değil, evrenseldir. En hafif haliyle, şüphesiz evrenseldir. Her çocuk fark edilmekten memnuniyet duyar; afacan çocukların çoğu, ziyaretçilerin dikkatini çekmek için tüm zamanlarını can sıkıcı ve aptalca ça-balarla geçirir; çocuklar her zaman, "gösteri" halindedir. Görünüşe bakılırsa, onları bir an için gölgeden çıkaran ve meraklı konuşmaların odağına yerleştiren bir durum, tüm erkekleri ve kadınları zevkten dört köşe eder. Bu ortak delilik, beslenerek, kiminde iyi nam salma, kiminde de KÖTÜ ŞÖHRETE OLAN AÇLIĞI ATTIRIR. Krallıkları ve daha binlerce onuru icat eden ve onları güzel ve gösterişli elbiselerle kandıran, kralların ellerini başkalarının ceplerine daldıran, başkalarının taçlanna ve mülklerine göz diktiren, birbirlerinin halklarını kılıçtan geçirten işte bu deliliktir. Ödül avcılarını, şairleri, muhtarları, küçük ve büyük politikacıları, büyük ve küçük vakıf kurucularını, bisiklet şampiyonlarını, çete liderlerini sınır kaçakçılarını ve Napolyonları üreten işte budur. Şöhret kazanmak için her şey; köye, kasabaya, şehre, devlete ya da millete ya da gezegene "Bakın, işte gidiyor, işte şu adam!" dedirtebilmek için her şey yapılır. Ve işte beş dakika içinde, hiçbir beyin emeği, çalışma veya zeka olmadan, bu akıl almaz Italyan serseri, hepsini yendi, hepsini aştı, hepsine üstün geldi; çünkü onların hepsinin zamanla isimleri yok olacak. Fakat çılgın gazetelerin, mahkemelerin, kralların ve tarihçilerin dostça yardımlarıyla, insan ırkı konuşmaya devam ettiği sürece onun adı, kesinlikle Çağlar boyu yaşamaya ve çınlamaya devam edecek! Ah, eğer bu kadar trajik olmasa, ne kadar gülünç bir şey! imparatoriçe son derece masumdu; hem aklı, hem kalbi, hem
Felsefe