Bugün bir insanı, üzerindeki "kıyafetle" (görevi, pozisyonu, markası, aracı) tanımlıyoruz. Ancak o kıyafetin altındaki irade, vicdan veya "insanlık" bir kılıf haline gelmişse, geriye sadece içi boş bir zırh kalıyor. Matrix filmiyle birleştirirsek; ajanlar mükemmel takım elbiseler içinde, kusursuz birer "kıyafet"tirler. İçlerinde bir insan, yani bir ruh barındırmazlar; sadece sistemin kodlarını icra ederler. Toplumda "makamını dolduran" ama "insanlığını unutan" herkes aslında o üniformanın içindeki boşluktur. Elbise, aynı zamanda bir "perde"dir. İnsan, çıplakken (hem fiziksel hem de metaforik olarak, yani hiçbir paye ve statü olmadan) sadece kendisidir. O noktada, yalan söyleyecek bir maskesi, arkasına sığınacak bir statüsü yoktur. Hakikat, bu "çıplaklıkta" yani "yalınlıkta" ortaya çıkar. İnsan, üzerine giydirilen (veya zorla giydirilen) rengin/kimliğin ötesine geçebildiği oranda insandır. Kimliklerimiz, dış dünyada giydiğimiz üniformalardan ibaretse, sistemin içindeki birer "boş elbise" olmaktan öteye gidemeyiz.
Felsefe
Bazen... Bırak üzerine alınmayı, ucundan kıyısından bir paye bile hissetmezsin; öyle uzak, öyle dışarıda kalırsın... Zira zaten hiç sana özel bir hoşluk bir güzellik görmemişsindir ki, nereden bileceksin?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gazel
tak zülfün teline baharı ben hazan olam mevsim i hazan üzre gülzarına baran olam bir gedaya bahş et gülüşünden hürrem olsun yahut kahrından ömrüm heba ben ziyan olam söyle ne vakit abad eyledin ki semtimi ko baykuş ötsün tepemde yıkık viran olam gör ayine i güişende kendini nergisveş aşık ol hüsnüne ki ben sana bağban olam paye mi var kapında köle olmadan başka zinhar bugün deme yarın deme heman olam o hak i payinin bir zerresine yüzüm sürmeye ko beni felek yarin yoluna revan olam hülagu nun kılıcından kızıldır leblerin sen kalk o kara taştan ben sana kurban olam ah bir gülüver de derunuma can üflensin şu dil i perişanmda bir gün handan olam ( muttalip keskinli )
Pâye
Konuştuklarım sustuklarımın çeyreği bile etmez dede
anladım ki yazmak, yazabilmek yaşamaktan bi paye imiş var olmadığımı düşünürken varoluşa dair bi zerre miskal bi nüsha imiş anladım ki yaşarken değil yazarken varmışım ...
BİR SABAH
bir sabah alacağım o düşleri elinden dilinden bir sabah uykuları doğudan değil batıdan doguracağım üstelik tam kirpiklerinin dibinden saçlarının telinden dokunacağım yüreğinin küf tutmuş kapısına bir cümle belki bir türkü tutturacağım açılacak kilitsiz tüm kör kapılar kollar şimdi diyorum şimdi tam da şu an indir şu suratına astığın hüznü aç bak dolabında çiçeği pembe aşka açan neşe var çoktandır sıra bekliyor hadi giy bugün aşka açan eli eteği oynayan bir sabahı uyandıralım çayı ocağa aşkı demlenmeye simidi bakkal dursuna yumurtayı kümeste ki çilliye zeytine peynire