..hangi paye hangi unvan o ulu sultana kul olmaktan daha şereflidir? Hangi başarı, hangi eser, hangi keşif Rabbini bilmek ve tanımaktan daha değerlidir? İnsanın bir ömrü uğruna verdikleri, nihayetinde fani dünyada bırakacağı fani eserler değil midir?
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Alıntı
SEVGİLİ YOUNDA İLK ADIM BAŞI FEDA ETMEKTİR
Yolunda bezl-i nakd-i can-ısa ser-maye-i devlet Seri terk itmedür evvel-kademde pâye-i devlet
Reklam
İyi işler yaptım diye kendine bir paye verme. İyice bak, düşün ve anla ki, o işler hep Allah’ın yardım ve inayeti sayesinde meydana gelmektedir. Padişahın bahçıvandan hediye olarak aldığı meyve yine sultanın kendi bahçesindendir.
Gelir gelmez Sultanahmet'te bir medreseye yerleşti ilkin. Geldiğini duyan Enver Paşa, birkaç gün sonra kendisini Harbiye Nezaretine davet etmişti. Konuğunu askeri bir törenle karşılamış, vatana hizmetlerinden dolayı kendisine harp madalyası vermişti. Padişah Sultan Vahdettinse "Mahreç Payesi" ile onurlandırmıştı. İlmiye rütbesi olan bu paye askerlikte yarbaylık rütbesine eşti. Doğuda Ermenilere ve Ruslara karşı yaptığı mücadeleler, İstanbul'daki âlimlerle yaptığı münazaralar, İngilizlere karşı mücadelesi, gazetelerdeki yazıları, yıllardır hayalini kurduğu medrese için Doğuda ve İstanbul'da verdiği çırpınışları aldığı payeyi fazlasıyla hak ettiğini gösteriyordu. O günün gazeteleri kendisinden övgüyle bahsediyor, onun için, "Bediüzzaman, Sahibüzzaman, Fahrüddeveran, Fatinül'asr" gibi unvanlar kullanıyorlardı. 8 Temmuz 1918'de dönemin en yüksek tirajlı gazetesi Tanin, manşetten haberi şöyle duyurmuştu: "Kürdistan ulemasından olup talebeleriyle beraber Kafkas cephesinde muharebeye iştirak eylemiş ve Ruslara esir düşmüş olan Bediüzzaman-ı Kürdi Efendi ahiren şehrimize muvasalat eylemiştir." Ne yazık ki Bediüzzaman özlem duyduğu şehiri bulamamıştı. Manevi tefessüh kentin her yerini sarmıştı. Gerçi on sene önce geldiğinde de bozulmalar vardı. Lakin bu denli hızlı bir yozlaşmaya ilk defa şahit oluyordu. Dersaadet'in hali yürek sızlatıyordu. Çarlık Rusya'sının yıkılmasından sonra sefaleti yaşayan on binlerce Rus göçmeni İstanbul'a akın etmişlerdi. Göçmenlerin birçoğu da kadınlardan oluşuyordu. Rus kadınlarının moda diye takdim edilen giyinişlerinden İstanbullu kadınlar da etkilenmişti. Aslında giydikleri pek moda da sayılmazdı. Bolşevik ihtilalinden kaçarken üzerlerinde yarı çıplak ne varsa öylece çıkıp gelmişlerdi İstanbul'a. Meşakkatli yolculuktan dolayı saçları bitlenmesin
Tarih
Alim sandıklarımız üzerine…
“Alim sanma her gideni mektebe, Ahlak yoksa, yok ilimde mertebe. Ne fark eder. Tut ki cübbe giydirsen; Paye versen, kitap yüklü merkebe?” Cengiz Numanoğlu
Ten kanayınca değil, ruh kanayınca iyileşmiyor yaralar.
"Cocuklarınıza tüm zorluklara göğüs germeyi ama kabalığa asla boyun eğmemeyi öğretin. Gerektiğinde uçurumdan aşağı itilsinler ama asla 'Sen kendini ne sanıyorsun?' diyenin önünde eğilmesinler. Elleri kanasın çalışırken ama dilleriyle yürek dağlayanlara paye vermesinler. Yürekleri yansın severken ama sevdikleri tarafından hor görülmeyi kabul etmesinler. Çocuklarınıza eleştiriyi kabullenmeyi ama aşağılanmayı kabullenmemeyi öğretin. Haklıyken haksız hissettirenlerden uzak durmayı, kendilerine güven duymayı ve dinlemeyenlere sözlerini harcamamayı öğütleyin. Kalpleri kırılınca kalkıp gitmeyi, hakaret işitince kendilerini üzmemeyi, özgüvenlerini bir avuç narsisin söylem ve eylemleriyle kaybetmemelerini tembihleyin. Okutup adam ettiğiniz evlatlarınızın kendini bilmezler yüzünden kalıcı travmalar yaşamasını lütfen engelleyin. Onlara kendilerini severken başkalarını saymayı, sevgi göremediklerinde umursamayıp, saygı göremediklerinde arkalarına bakmadan kaçmayı öğretin. Öğretin ki, yanlış ve yalnız yerlerinden yaralanmasınlar."
Sayfa 107
Reklam
Reklam