9/10
·174 syf.·
2026 146. kitabı
Yola Düşünce Demet Tezcan Demet Tezcan, kalemiyle okuyucuyu coğrafyalar arası bir seyahate çıkarırken aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine doğru edebi bir yolculuğa da davet eden bir kalem. Benim için bu eser, yazarın üslubuyla kurduğum bağı perçinleyen ve 24 saat geçmeden okuyup bitirdiğim ikinci Demet Tezcan kitabı oldu. 174 sayfadan oluşan kitap, adeta bir çırpıda okunabilecek kadar akıcı, duru ve sürükleyici bir dile sahiptir. "Yola Düşünce", esasen klasik ve alışılagelmiş bir gezi yazısı olmanın çok ötesinde bir konuma sahiptir. Eser, seyahatname, yolname, deneme ve anı türlerinin iç içe geçtiği, edebi yönü kadar düşünsel ağırlığı da hissedilen derin bir "şahitlik" kitabıdır. Tezcan; Suriye, Lübnan, Pakistan, Cibuti ve daha pek çok İslam coğrafyasında bizzat tanık olduğu insani durumları, ümmetin çektiği acıları ve saklı kalmış hayat hikâyelerini, kendi içsel sorgulamalarıyla birleştirerek başarılı bir şekilde aktarıyordu. Özellikle Yahudiler ve işgalci İsrail rejimi hakkındaki tespitleri, siyonizmin coğrafyadaki yıkıcı etkilerini ele alış biçimi ve bu zulme karşı koyduğu net duruş, kitabın en güçlü ve tamamen katıldığım yönlerinden birini oluşturuyor. Ancak kitabın genel olarak takdir ettiğim bu başarılı anlatımının yanında, fikrî ve itikadi açıdan mesafe koyduğum, düşünce dünyamla uyuşmayan önemli noktaları da mevcut. Yazarın Şia dünyasına ve coğrafyasına karşı sergilediği aşırı hoşgörülü tutum, bu ekolden sürekli müspet bir dille bahsetmesi metnin geneline yansıyan belirgin bir tercih. Bu durumun en somut örneği, Ali Şeriati’nin mezarına yapılan ziyaretin anlatıldığı bölümde karşımıza çıkıyor. Yazarın, Şeriati'nin kabrini "sıradan fanilerin kabri gibi değil, sade ama mezarı da düşüncesindeki
Edebiyat
Yola DüşünceDemet Tezcan · Pınar Yayıncılık · 20119 okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2026 88. kitabı
SERCAN YILMAZ ~ KIRMIZI YAZMA~ Selam.Bugün sizlere kalemi ile ilk kez tanıştığım sercanyilmaz18 ‘den #kırmızıyazma kitabı ile geldim. Açıkçası bir roman beklerken birbirinden güzel 11 öykü ile karşılaştım. Aslında bu durum benim için çok güzel oldu. Öykü okumayı ne kadar sevsem de uzun zamandır listemde yer verememiştim. Bu kitap sayesinde yeniden öykü kitabı okumuş oldum. Yazarım kalemini sevdim. Gerek anlatım tarzı ile gerek kurgulamış olduğu öyküleriyle okuru kitabın içerisine çekmeyi başarabilmiş. Yaptığı betimlemeler yerindeydi ve duyguları çok güzel işlemişti. Bu sayede kendimizi hem öykülerdeki kahramanların yerine koyabildik hem de sanki o mekanlarda onlarla birlikteymiş gibi hissettik. Sanırım bu durumda yazarın eğitici etkinliğinde katkısı yadırganamaz diye düşünüyorum. Öykülerin hepsi birbirinden özel ve güzeldi.Bazen gerildik,bazen üzüldük ama benim kalbimi en çok çalanlar kitaba adınıda veren “Kırmızı Yazma” ve “Keşke” oldu. Bu iki öykü kesinlikle çok farklıydı. Eger siz de hem öğreten hem de duygulara dokunan, dolu dolu bir öykü kitabı okumak istiyorum diyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans verin derim. Karsagan’ın yeni efendileri biz olacağız. Bir yılan gibi otların arasından gizlice sürünerek bu işi halledeceğiz. Damların üzerinde yapılacak olan sohbetleri ben yöneteceğim. Kabilemiz ve sülalemiz kutsal bir paye kazanacak. Ailemiz, diğer ailelerden daha üstün olacak. Oğlum, evladım, inanıyorum ki bu zorlu görevi hakkıyla yerine getireceksin. Sumgalana yardımcın olsun.
Kırmızı YazmaSercan Yılmaz · Herdem Kitap · 20266 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·896 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
96 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 13:48
İmam Gazali Hz. / Kimya'yı Saâdet Eseri İnceleme: Doğumu: 1058 (H450)/ Vefat: 1111(H 505) Asıl adı, Muhammed b. Muhammed b. Ebu Hamid Muhammed b. Ahmet el Gazali'dir. Tus(meşhed) şehrinin Taberan köyünde doğmuştur. 55 yıllık yaşantısında bir çok eser yazmıştır. Bunların içinde de Kimya'yı saâdet farklı bir yere ve öneme sahiptir. 457 eser yazdığı söylenmekle beraber 75 tanesi günümüze ulaşmıştır. Hocaları: Ahmet b. Muhammed Er Roskâni, İmam Ebu Nasr el ismaili, Nişabur'da imamul- Haremeyn'in yanında Mezhep, Hilafiyat, Cedel ve Usul okudu en yüksek paye' ye erişti. Büyük Selçuklu Devleti devrinde, Eşari kelamcısı, Şafii fakihi ve İslam düşünürüdür. Eğitimini 28 yaşına kadar Nizamiye Medresesinde baş müderris olarak yaptı. Sonrasında Şam ve Mekke'de bulunup, tekrardan Bağdat'a dönmüştü ve Hacca gidip Hac vazifesini de ifa etmiştir. Büyük Selçuklu Devleti'nin veziri Nizamül mülk'ün ricasını kabul edip Nizamiye Medresesinde ders verip, baş müderris sıfatı ile Dersram'lığı yapmış Selçuklu Devleti dönemi "Altın Çağı" çağını yaşarken; Nizamülmülk bu çağın hem yöneticisi, hem de beyni olmuştur. İmam Gazali'de Kalp görevini ihya etmiştir. “Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” “Ey insan evladı! Kendine saygıyla/hürmetle yaklaş; çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın.” Şeyh Galip İmam Gazali Hz. insanın değerinde ki kimyasından bahsederek önce "insanın kendini tanıması, sonra dünyayı tanıması ve ahireti tanıması" gerektiğininden yola çıkarak, temel dini konular üzerinden bir müslümanın, önce ilim, sonra amel nezdinde dünya yaşamının nasıl olması gerektiğini her türlü açıdan kaleme almıştır. Konular itibariyle belki bir "Okyonus" gibi çok derin, mana derinliği açısından da (gözyüzü) kadar uçsuz bucaksız olarak çok
Din
Kimya-yı Saadetİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 20122,760 okunma
Antiekonomik Bir Harcamanın Ölçülü Tutumluluk Karşısında Hezeyanı
Puan vermedi·191 syf.··
2024 3. kitabı
Şule gürbüz, bu kitapla kadim bir felsefe ve edebiyat dünyasının cebelleştiği ve hesaplaşmaya çalıştığı var olma ve varoluş karşısındaki insani kırılganlığı seyrini ele almış. Roman, insanlığın derin yaralarından olan; hayatın anlamı, ölüm, varoluş bulantısı, toplumsallık gibi kafamızın bir yerinde bizi sürekli meşgul eden konuların genel seyrinde ilerliyor. Romanın iki başkarakteri baba ve babanın bir anda karar vererek dünyaya getirdiği –bizzat babanın deyişiyle- hiçbir vasfı olmayan aptal oğlunun, yukardaki konularda sırasıyla söz alarak konuştuğu bir anlatımla kendini açıyor. Baba, kendi bilinciyle yaralanmış, hayatın boş ve değersiz olduğunu düşünen ve bir gençlik ölümün coşkusuyla ölmeyi arzulayan karakterdir. Çünkü babaya göre “dünya kendi hakikatlerine karşı son derece ikiyüzlüdür.” Büyük anlamlar yüklediğimiz şeyler, keyfi olarak düzenlenmiş ve anlamsızdır. Baba bu anlamsızlıklar içinde usulca çocuğunu büyütmeye çalışır. Tabi baba konuşurken çocuk dünyanın ikiyüzlülüğüne kanmış bir seyir içinde görmekteyiz. Zira baba konuşurken çocuk çok konuşmaya meyilli değildir. Fakat ikinci bölüme geçip çocuk konuşmaya başladığını gördüğümüzde çocuğunda babanın bilinciyle yaralandığını görmekteyiz. Çocukta bir tutunamayandır. Toplumsallığın içinde derin bir anlamsızlık hissiyle savrulur. Baba umudu bırakmış bir yalnızlığın içinde sürüklerken çocuk umudu olan ama karşılık bulamamış bir yalnızlıkta sükûn eder. Bu herkesi gibi olmanın ağırlığı ile evin balkonunda –yani hayatın içinde değil dışında- seyreder hayatı. Harcamak isterken hayatını, kendisine raptolmuş bir toplumsallıkla, ölçülü bir yaşanmamışlık miras bırakır. Evin balkonunda yani hayatın dışında herkesten biri olduğunun şokunu kendisine yüksek sesle tekrar eder. Bu tekrar ve şok, gündüzüne ve gecesine sızar.
Alıntı
Coşkuyla ÖlmekŞule Gürbüz · İletişim Yayınevi · 20213,109 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2026 5. kitabı
Askerlik vazifemi ifa ederken okumaya başladığım 5. kitap olduğunu belirterek inceleme yazıma başlamak istiyorum. Kitabın konusu, akışı, ilerleyişi, zaman-mekan olgusu ve sürükleyiciliği gayet başarılı diyebilirim. Eser tarihi bir kişiliğin (Mimar Sinan'ın) çıraklarından birinin 'Cihan' yaşantısal kesitleri üzerinden bizlere bir olay örgüsü sunuyor. Kimi zaman objektif kimi zaman subjektif olarak oluşturulan kurmaca bir yapıt olduğunu da ayrıca belirtmeliyim. Yazar aynı tarihte yer almamış bazı kişileri olaya eklemişken (Takiyuddin Efendi) bazılarını ise eklememiştir.(Şehzade Mustafa, Pargalı İbrahim). Bazı olayları ise sallama yöntemi ile oluşturmuştur.(Mihrimah-Cihan aşkı gibi). Bunu da esere lezzet katmak için yaptığını eserin son sözü olarak tabir edebileceğimiz bölümde bizlere aktarmıştır. "Bu durum bence doğru bir yaklaşım değil çünkü insanımız cahil". Eserle ilgili beğendiğim ve beğenmediğim çeşitli yönler olduğunu belirtmeliyim. İşte tam da bu yüzden (askerdeki komutanlarımdan bazıları bu tarz yapıtları okuma derken; bazıları muazzam bir yapıt okumaya devam et diyor.) Bu da bize görecelilik kavramını hatırlatıyor. Boşa dememişler her lisan bir insan diye... Eleştiri deyince insanımızın aklına hemen olumsuz (yıkıcı) taraflar geliyor. Ama ben bugün yapıcı eleştiriler ile yazıma başlayacağım: Halkın cahilliği (rüyaya inanma ve kafir yapısı muhabbeti), Ulema neden paye alır lafı?, Allah'u Tealaya sevmek yerine neden korku duymalıyız? (Düşüncesinin sorgulanması), Menfii hırslar (açgözlülük, kemdillilik, ve iktidar hırsı vs. yerine neden namaz kılma veya kılmama, oruç tutma veya tutmama sorgulanır.) Günah ve hatalardan bela aldık başımıza demek (Her olayı ilahi kadere bağlama, kendini asla sorgulamama) hatayı hep başkasında arama (Kitapta Yahudi, Hristiyan, Batini,
Ustam ve BenElif Şafak · Doğan Kitap · 201314,3bin okunma
Çok mu uzattım??
Puan vermedi·350 syf.··
2026 1. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 00:30
Öncelikle bu seri bana bir tanıdığım tarafından hediye edildi ve ben de bu güzel jeste karşılık okumadan geçmek istemedim. İlk iki kitabına yorum yapmadım, yani bu incelemede genel bir yorumda da bulunmak isterim. Öncelikle kitapların ayet tefsirlerinden pek hoşlanmadığımı, ilmi yönden ziyade daha çok yorum katılarak izah edildiğini düşünüyorum ve bence bu bazı sıkıntılara da yol açabilir. Kitaplarda çok fazla tekrar eden olaylar, cümleler ve hadisler var. Yani aynı hadisi aynı sayfada iki kere aktarmaktansa hadisin örnek verildiği konular bağlanabilirdi. Editörü bu noktada çok eksik buldum. Eksik bulduğum bir konu da yazım yanlışları, noktalama işaretlerinin yanlış kullanımı ve cümle kuruluşlarındaki hatalardı. Alıntı yaparken bile cümleleri düzenleyip mi paylaşsam yoksa olduğu gibi mi aktarsam diye düşünmeden edemedim ama hoş değil. Sanki aceleden yazılmış ve kontrol edilmeden yayınlanmış gibi bir havası var serinin. Bir diğer mesele 2. Ciltte aktarılan sahabelerin hayatları konusu… Sahabelerin hayatlarından ya da en azından 4 halifeden daha teferruatlı bahsedilebilirdi diye düşünüyorum. Örneğin Hz. Ömer (ra) gibi sahabenin, halifenin hayatını bir buçuk sayfaya sığdıramazsınız bence. 3. kitapla ilgili üzerinde durmak istediğim 2 husus var: 1. Sayfa 53, “Tasavvufun-Tarikatin Önemi” başlığı altında beni rahatsız eden bir paragraf vardı. Olduğu gibi aktarıyorum: “Mürşid aramak da İslam dininin emrettiği bir şeydir. Maide Suresinin 35. Ayetinde <<Ona kavuşmak için vesile arayınız.>> buyuruldu.(Vesile , insan-ı kamil demektir.) “ Bu paragrafta işaret edilen ayet açıkça yazılmadığı gibi ayeti direkt olarak bir mürşide yormak haşa, Resulullah (sav)’ın dışında başka kişilere müracaatı önermiş olmaz mı? Demek istediğim, o dönemde bir müşrik bu ayeti görüp Resulullah’a
Ehl-i Sünnet Işığında İlimler ve Sohbetler 3Hacer Öztürk · Furkan Yayınevi · 20251 okunma