Her şey nasıl birbiri içinde erimiş gibi. Şu anda şu kayığı denizden ayırmak mümkün müdür? Parmakların ele bitiştiği gibi bu yumuşak sulara yapışmamış mı? İnsan nasıl olur da şu karşımızdaki ışıkların küçük bir hareketle söndürülebileceğine inanır? Bulundukları yere ebediyen mıhlanmış gibi durmuyorlar mı?.. Ve biz... Kendimizi bu geceden ayırmaya muktedir miyiz? Fakat ne garip, şimdi küreklere sarılarak sahile dönmeye ve insan kokan sokaklardan geçerek evlerimize gitmeye mecburuz. Hatta bunu hemen yapmamız lazım. Çünkü vakit geçti. Sevgili teyzelerimiz, amcalarımız var... Burada ağlar ve haykırır gibi bir sesle devam etti: Dostlarımız, amirlerimiz, işlerimiz, derslerimiz var... Allah kahredesi hayatımız var!..
Şapkasını aldı. Macide de notalarını almış ve açık renk pardösüsünü sırtına geçirmişti. Ömer ehemmiyetsiz bir tavırla sordu:
- Siz de çıkıyor musunuz?
- Evet... görüyorsunuz!
Ömer, "Bu kızın karşısında hokkabazlık yapılmayacak" diye düşündü.
Onu ben çocukluğumdan,
İlk rüyalardan tanırım.
Yalnız yürüdüğüm zaman
Odur arkamdaki adım.
Onun korkusu, içimde
Ürkek bir dünya yaratan...
Ömer haykırır gibi tekrarladı:
- Evet, evet onun korkusu... İçimde bu ürkek dünyayı yaratan onun korkusu... Ben bu değilim... Ben başka bir şeyler olacağım... Yalnız bu korku olmasa... Hiçbir şeyi bana tam ve iyi yaptırmayacağına emin olduğum bu şeytandan korkmasam...
Emin Kamil başını sallayıp gözlerini sinirli sinirli kırpıştırarak:
- Neden kızıyorsun? Neden şikayet ediyorsun? dedi. İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir.
Nihat kendini tutamayarak:
- Dışınızı da pek ihmal edere benzemiyorsunuz üstat... Laotse'nin bütün hikmetlerine rağmen tatlı tuzlu bir ömür sürüyorsunuz!
Tatyana ve Aleksandr dondurma aldıktan sonra Neva bentinden yürüyerek beyaz Kış Köşkünün önünden geçtiler. Tatyana tam o sırada caddenin karşısında bir adam görerek durdu.
Uzun boylu, zayıf, orta