"Sevgili, yüce gönüllü dostum, yıldızlara bakma" diye haykırdım. "Onun titrek ışınlarında aşk arama. Uzak dünyalara bakma. Bir duygunun yalnızca hayalinden söz etme. Uzun zaman sessiz kaldım. Seninle konuşmayı uzun zamandır deliler gibi istiyordum,sana, ruhumu, hayatımı, tüm varlığımı sunmak istiyordum. Sevgilim yıldıza bakma, ya da bak, izin ver, o sonsuz parıltı benim için yalvarsın. Sessizce ışıldarken benim tanığım ve avukatım olsun; ışık yıldız için neyse ,aşk da benim için aynı. Onun ışığı yok edildiği için sönmedikçe seni seviyor olacağım."
"Hayat" diye başlıyordu yazıya, "roman yazarlarının betimlediği şey değildir; içinden dans adımlarıyla geçilen, tüm figürler tamamlanınca dansçıların oturup dinlenebilecekleri şey değildir. Hayat varsa orada hareket ve değişim de vardır. Biz ilerleriz, her düşünce onu doğuran bir başka düşünceyle, her eylem ondan önceki bir eylemle bağlantılıdır.
Adrian'ın yüce düşünce evreninde gerçekten bir kargaşa mı vardı, delilik iyi donanımlı lejyonları darmadağınık mı etmişti ve artık kendi ruhunun efendisi değil miydi?