Ölüm korkusu içsel yaşantımızda önemli bir rol oynar; başka hiçbir şeyin yapmadığı şekilde başımıza bela olur; yüzeyin altında sürekli olarak homurdanır; bilincin sınırındaki karanlık, rahatsız edici varlıktır bu.
Bu varoluşçu korku kaynakları da tanıdıktır, çünkü onlar herkes kadar terapistin de deneyimleridir; bu korkular hiçbir şekilde psikolojik açıdan rahatsız bireylere ait bir alan değildir.
Spinoza'nın sözlerinde, "Her şey, kendi varoluşu içinde sürüp gitmeye çabalar" özdeki varoluşçu çatışma ölümün kaçınılmazlığının farkında olmayla, var olmaya devam etme arzusu arasındaki gerilimdir.