“Bir şey daha var: küçük şeker portakalı fidanını hemen kesmeyecekler , kesildiğinde de sen çok uzaklarda olacaksın , fark etmeyeceksin bile.”
Hıçkırarak bacaklarına sarıldım.
“Bu artık bir şeye yaramaz, baba; hiçbir şeye yaramaz...”
Benimkiler gibi yaşlarla dolan gözlerine bakarak bir ölü gibi mırıldandım.
“Onu kestiler bile, baba; benim küçük şeker portakalı fidanım kesileli bir haftadan çok oluyor.”
“Hayır fazlası var!” diye bağırdım. Ona aldandığını söylemek ve kafa tutmak istiyordum. Bu iş onun biçare bakkal kafacığıyla sandığı gibi öyle adi ve aşağılık olmamıştı. Parayı kuşkusuz kendime alıkoyacak değildim, böyle bir şeyi düşünmemiştim. Böyle bir hareket, doğuştan namuslu kişiliğime ters düşerdi. “Peki ne yaptınız parayla?” İhtiyar, yoksul bir kadına vermiştim, üstelik son kuruşuma değin, bunu böyle bilmeliydi, işte ben böyle bir insandım ,yoksulları asla unutmazdım...