“Nihayet bir gün sizi gördüm. Yabancı bir erkekle beraberdiniz. Kapalı bir arabanın içinde yüzünüzü kaim bir peçe altında saklayarak önümden geçtiniz. O vakit, gönlümün ümitsiz karanlığında titreyen o tek yıldız da söndü Perihan Hanımefendi. Gözlerimin kurumuş menbaında kalan son gözyaşı damlasını da sizin ölen hayaliniz için döktüm. Artık, şimdi mesudum.”
Ah, bizim bozulmuş, yanlış anlaşılmış, fakat kendisine karşı o kadar sadakatle bağlı kaldığımız İslamlık! Çünkü bizim ıstıraplarımızı istemiş olan o değildir... Ah, Peygamberimiz, bizi mahkum ettikleri korkunç ıstıraplara bizi o mahkum etmiş değildir! Bize vaktiyle vermiş olduğu peçe bir himaye idi, bir esaret alameti değildi. Hiç, hiç bir zaman o bizim bir takım zevk oyuncaklarından ibaret olmamızı istememiştir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Namus, kadının yüzünü açıp açmamasında değildir. Din de peçe demek değildir. Öyle kapalı kadınlar vardır ki kapı arasından her türlü rezaleti yaparlar.
"Öğretmen Hanım, namus kadının yüzünü açıp açmamasında değildir. Din de peçe demek değildir. Öyle kapalı kadınlar vardır ki kapı arasından her türlü rezaleti yaparlar. Onun için yeni hoca hanıma yüzü açık diye kasabanın hücuma hiç hakkı yoktur. Çocukları İstanbul usulü güzelce okutan herhangi hoca hanıma birisi yan bakarsa biz onun terbiyesini...”
“Ne var ki ben ona âşık değildim. (…) Aramızda hep ince, saydam, peçe gibi bir şey vardı sanki. Görünüp görünmediği tartışılırdı belki ama bunun aramızda bir uçurum açtığına şüphe yoktu.”