Jane size göre fazla zeki efendim
"Cehennem nedir peki? Bunu söyleyebilir misin?" "Ateşlerle dolu bir çukur." "Peki o çukura düşüp orada sonsuza kadar yanmak ister misin?" "Hayır, efendim." "Bundan kaçınmak için ne yapman gerekir?" Bir an cevabımı ölçüp tarttım. Sonunda oldukça münasebetsiz bir cevap verdim. "Sağlığımı korumalı ve ölmemeliyim."
Sayfa 50·Kitabı okuyor
"Haleler, Hıristiyan simgelerinin çoğu gibi, eski Mısır dini olan güneşe tapmadan ödünç alınmıştır. Hıristiyanlık, güneşe tapma örnekleriyle doludur." Önde oturan kız, “Efendim?" dedi. "Sürekli kiliseye gidiyorum pek de güneşe tapınmaya rastlamıyorum!" "Gerçekten mi? Peki, yirmi beş aralıkta neyi kutluyorsunuz?" "Noel'i. Hz. İsa'nın doğumunu." "İncil'e göre, İsa mart ayında doğmuş, o zaman aralığın sonunda neyi kutluyoruz?" Sessizlik.
Sayfa 254·Kitabı okuyor
1000Kitap
Reklam
"— Siz gittiğiniz zaman bodruma düşmüştüm... — Sara nöbeti miydi bu, yoksa yalandan mı? — Yalandan tabii. Hepsini yalandan yaptım. Merdivenden rahatça indim, ta aşağıya kadar; sonra yere uzandım, yatar yatmaz çığlığı bastım. Oradan kaldırılana kadar tepindim durdum. — Dur. Daha sonra, hastanedeyken, onlar da hep yapmak mıydı? — Hayır efendim. Ertesi gün, hemen sabah, hastaneye gitmeden önce gerçek bir sara nöbetine tutuldum; hem ne nöbetti, yıllardır böylesini geçirmemiştim. İki gün hiç bilmedim kendimi. — Peki, peki. Devam et. — Yatağa yatırdılar, paravanın arkası olduğunu biliyordum, çünkü Marfa İgnatyevna her hastalanışımda beni oraya yatırırdı. Sağ olsun; doğduğumdan beri pek şefkatliydi bana karşı. Gece inledim, ama yavaştan, kulağım kirişteydi: Hep Dmitri Fyodoroviç’i bekliyordum. — Nesini bekliyordun? Sana mı gelecekti? — Bana ne diye gelsin? Eve gelmesini bekliyordum. O gece geleceğinden en ufak şüphem yoktu. Beni görmeden, haber almadan nasıl olsa bildiği yoldan duvardan atlayarak eve girecek, bir şey yapacaktı. — Ya gelmeseydi? — O zaman hiçbir şey olmazdı. Onsuz cesaret edemezdim. — Peki, peki... Daha açık, acele etmeden konuş, hiçbir şeyi atlama! — Fyodor Pavloviç’i öldürmesini bekliyordum... doğrusu bu. Çünkü hazırlamıştım onu... son günlerde... Verilen işaretleri de biliyordu artık. O günlerde kapıldığı korku ve hiddetle, o işaretler yüzünden eve gelecekti, kesindi. Mutfaktak. Bekliyordum zaten. — Dur, diye kesti İvan. Öldürse, parayı da alacaktı, sen böyle düşünüyordun herhalde. O zaman senin eline ne geçecekti? Bunu anlamıyorum. — Parayı dünyada bulamazdı o. Döşeğin altında olduğunu söyledim, ama doğru değildi bu. İlkin bir çekmecedeydi. Sonra ben, dünyada inandığı tek insan olduğum için, Fyodor Pavloviç’e para zarfını ikonların arkasına saklamasını
Sayfa 833·Kitabı okudu
"— Siz gittiğiniz zaman bodruma düşmüştüm... — Sara nöbeti miydi bu, yoksa yalandan mı? — Yalandan tabii. Hepsini yalandan yaptım. Merdivenden rahatça indim, ta aşağıya kadar; sonra yere uzandım, yatar yatmaz çığlığı bastım. Oradan kaldırılana kadar tepindim durdum. — Dur. Daha sonra, hastanedeyken, onlar da hep yapmak mıydı? — Hayır efendim. Ertesi gün, hemen sabah, hastaneye gitmeden önce gerçek bir sara nöbetine tutuldum; hem ne nöbetti, yıllardır böylesini geçirmemiştim. İki gün hiç bilmedim kendimi. — Peki, peki. Devam et. — Yatağa yatırdılar, paravanın arkası olduğunu biliyordum, çünkü Marfa İgnatyevna her hastalanışımda beni oraya yatırırdı. Sağ olsun; doğduğumdan beri pek şefkatliydi bana karşı. Gece inledim, ama yavaştan, kulağım kirişteydi: Hep Dmitri Fyodoroviç’i bekliyordum. — Nesini bekliyordun? Sana mı gelecekti? — Bana ne diye gelsin? Eve gelmesini bekliyordum. O gece geleceğinden en ufak şüphem yoktu. Beni görmeden, haber almadan nasıl olsa bildiği yoldan duvardan atlayarak eve girecek, bir şey yapacaktı. — Ya gelmeseydi? — O zaman hiçbir şey olmazdı. Onsuz cesaret edemezdim. — Peki, peki... Daha açık, acele etmeden konuş, hiçbir şeyi atlama! — Fyodor Pavloviç’i öldürmesini bekliyordum... doğrusu bu. Çünkü hazırlamıştım onu... son günlerde... Verilen işaretleri de biliyordu artık. O günlerde kapıldığı korku ve hiddetle, o işaretler yüzünden eve gelecekti, kesindi. Mutfaktak. Bekliyordum zaten. — Dur, diye kesti İvan. Öldürse, parayı da alacaktı, sen böyle düşünüyordun herhalde. O zaman senin eline ne geçecekti? Bunu anlamıyorum. — Parayı dünyada bulamazdı o. Döşeğin altında olduğunu söyledim, ama doğru değildi bu. İlkin bir çekmecedeydi. Sonra ben, dünyada inandığı tek insan olduğum için, Fyodor Pavloviç’e para zarfını ikonların arkasına saklamasını
Sayfa 833·Kitabı okudu
Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Aksâ’ya
Yukarıdaki başlığa bakıp da, herhalde dalgınlıkla olarak yazılmış, doğrusu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya olması lazımdı diyenlere, benim doğrusunun bu şekilde olduğunu ve kasten böyle yazdığımı ifade ederek başlayayım. Miraç hadisesi anlatılırken Hz. Peygamberin “Mine’l-Mescid-i Haram ile’l-Mescid-i Aksâ” tabirinde geçtiği şekilde yazdığı ilahî ve manevî gelişmeleri ben de turistik, ama manevî duygular ve heyecan dolu bir şekilde yaşama imkânına sahip oldum. Son bir ay içinde hem Mekke’de Mescid-i Haram’da, hem Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da, hem de Hollanda’daki Mescid-i Aksâ’da namaz kılabildim. Tabii herkes Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’yı zaten bilir. “Peki ‘diyar-ı küfür’deki Mescid-i Aksâ nereden çıktı?” diyeceksiniz. Efendim, Hollanda’da Avrupa politik hayatının önemli şehirlerinden Adalet Divanı’nın bulunduğu Lahey’de (Den Haag) çok sayıda Müslüman yaşıyor. Değişik milletlere mensup bu Müslümanlar, kendi yaşadıkları mahallelerde çeşitli ibadethaneler, camiler açmışlar. Lahey’de bulunan Türkler de şehrin Yahudi mahallesinde mevcut olan sinagogun artık cemaati kalmadığından dolayı Belediye’ye devredildiğini öğrenmişler. Bu devir sırasında Yahudiler, mabedin dinî açıdan kullanılmasında mahzurlu olacak işler için verilmemesini şart koşmuşlar. 1979 yılında Lahey'li Türkler bu durumu öğrenip büyük bir gizlilik içinde hazırladıkları planı başarıyla uygulayarak bu sinagogu işgal etmişler. 40 gün süren işgal sonucunda Belediyeyle anlaşıp bir milyon Gulden devir parası ödeyerek satın almışlar. Önce caminin adını Fatih Camii koymuşlar, sonra bulunduğu yerin Yahudilerin yoğun olduğu bir merkez olması ve eski sinagog hüviyeti dolayısıyla, 1983 yılında isminin Mescid-i Aksâ olarak değiştirilmesine karar vermişler. Sonuçta Hollanda’da Lahey’de, tıpkı Kudüs’teki Mescid-i Aksâ
Sayfa 261·Kitabı okudu
Dinle şimdi, benim babaannem bir masal anlatırdı. Bir Bulgar masalıymış, öyle derdi rahmetli. Şimdi efendim, Allah oturmuş, milletlere hediyeler dağıtıyormuş. Herkesin hediyesini vermiş. Yunanlılar geç kalmışlar. 'Siz ne istiyorsunuz?' diye sormuş Allah. Masal bu ya." Rakısından bir yudum daha aldı. "'Biz,' demiş Yunanlılar, 'güç istiyoruz.' 'Geciktiniz,' demiş Allah, 'Bütün hediyeleri dağıttım. Gücü Türklere, hamallığı Bulgarlara, hesap kitap işlerini Yahudilere, el çabukluğunu Fransızlara, budalalığı da İngilizlere verdim.' Yunanlılar çok kızmışlar bu işe, 'Peki, hangi entrikadır bizi açıkta bıraktıran!' diye bağırmışlar. "Tamam, tamam,' demiş Allah, 'Mademki bu kadar ısrar ediyorsunuz, sizi de eli boş göndermeyeyim. Sizin hediyeniz de entrika olsun.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Reklam
Reklam