Tanıklarımız olmalı efendim, tanıklarımız olmalı!
Hakikati bulmada, "Ben Varım" ifadesinin zuhuru için zannımca ne olmadığımızı bilmek ile ilk adımı atmış oluyoruz. Ne olmadığımızı bilmek, başka bir deyişle "değilleme" ifadesi esasen; mükemmellik, ayıpsızlık ve günahsızlık baskasının(!) altındaki gerçek kimliğin açığa çıkmasının nirengi noktası gibi. ​ Öyle ki 'değilleme fiili' nebevi hitaptan kopmadığı takdirde esas-ı itibarını buluyor. Lakin liyakatsizlik ile münasebet kurarsa, "orta yol" diye isimlendirilip 'kimliksizliğe' bir geçiş rampası da olması kaçınılmaz. Hata ve hatta uçuruma cam kenarı koltuktan yer ayırtmak gibi.​ "Bugün annem öldü, kim bilir belki de dündü..." Albert Camus Kafka "değilleme" yapmıyordu da ne yapıyordu burada? ​Ben annesi ölmüş bir çocuk değilim ama annem öldü. Diğer bir ihtimalle; Ben, annesi ölmüş çocuk değilim ama annesi yaşayan çocuk da değilim. ​Neyden kaçtı Kafka? Zihnindeki aradığı imajları mı doğruladı. Yaşadıklaronı yorumlamayı, anlamayı, tefsir etmeyi redderek değilleme/ ben o değilim ama bu da değilim demiyorda ne diyordu . Pekiiii değilleyen Ben, evet Sen Hafize Hanım.​ Bana "müstesna" deyin diyorsun. Peki sen müstesna mısın? Gayri müslimenin dışında mısın, hakikati bulmakta çölde, küre-i arzda sürgün, cennette yolcu musun ? Hfz.ش🌾 21.haziran.2026 ☀️'e risalelerim... ​
Duygu ve Düşünce
Toplumsal bir uzlaşı masasında bu soruyu ortaya atsanız, herkes hemen modern birer filozof kesilip "Aman efendim, ne münasebet, tabii ki herkes eşittir, her iki cinsiyet de kendi içinde birer cevherdir" diyecektir. Politik doğruculuğun o pembe bulutları ardına saklanıp günü kurtarmak en kolayıdır çünkü. Ama gelin, o kibar masayı ve teorik eşitlik masallarını bir kenara bırakıp işin mutfağına, yani genetiğin o acımasız ve alaycı laboratuvarına inelim. Hemen her köşe başında "Erkekler mi daha üstün, kadınlar mı?" diye fırtınalar koparan, dünyayı kendisinin yönettiğini sanan o mağrur erkek aklına küçük bir genetik vizite kağıdı uzatmak gerekiyor. Bir erkek olarak aynaya bakıp "Ben ne kadar muazzam bir zekaya, ne mühendislik harikası analitik düşünme yeteneğine sahibim" diye övünürken, aslında arkanda çalışan o devasa kütüphanenin tapusunun kime ait olduğunu unutuyorsun. Seni sen yapan, o çok güvendiğin zihnini ilmek ilmek dokuyan, felsefe yapmanı, dünyayı anlamlandırmasını ve hatta "Ben mi üstünüm yoksa kadınlar mı?" gibi derin bir varoluşsal soruyu bile sorabilmeni sağlayan o muazzam zeka genleri, sana babanın kahramanlık hikayelerinden miras kalmadı. O dâhilik pırıltılarını, analitik zekanın o koruyucu zırhını, tamamen annenin sana cömertçe devrettiği o devasa X kromozomu kütüphanesine borçlusun. Yani o büyük ve mağrur beyninin mimarı, doğduğun gün sana o şifreyi fısıldayan kadındır. Peki, o her fırsatta gururla göğsünü kabartan, soyu sopu devam ettirmekle övünen babanın bu muazzam entelektüel şatoya katkısı neydi dersiniz? Bilimsel olarak konuşursak, koca bir hiçlikten hallice. Babanın sana büyük bir lütufla devrettiği, nesiller boyu taşımakla gurur duyduğun o cüce Y kromozomu ve onun içindeki SRY şifresi, seni bir dahi ya da bir bilge yapmadı. O minik paket, anne
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
*ÂB-I HAYAT - 4865 (CUM'ANIZ MÜBAREK OLSUN)* *Huzur Pınarı ailesinin pek muhterem üyelerinin mübarek Cuma gününü tebrik eder,* *hususi dualarınıza muhatab olmak isteğimizi arz ederiz efendim.* *ali zeki osmanağaoğlu* -------------------------------------- Büyükler buyurdular ki; Mübarek Hocamız buyurdular ki; İnsanın ağzından ne kelam dökülüyorsa, o kelamlar onların amelinin tercümanıdır. El kelam sıfât-ı mütekellim. Yani herkes dilinin altına gizlenmiştir, herkesin kelamı kendisinin sıfatıdır, kendi amelidir. Dil tercümandır. Dil neye tâbidir; kalbe tâbidir. Peki, kalb neye tâbidir? Eğer bir müminin kalbi, Allah sevgisiyle, peygamber sevgisiyle, büyüklerin sevgisiyle dolu ise onun elini kolunu bağlasanız başka şeylerden bahsetmesi ona ağır gelir. Dolayısıyla o, Allah'tan bahseder, peygamberden bahseder, büyüklerden bahseder. Fî emanillah *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı
Kardeşimle en normal diyaloğumuz #2: (Renklere takıntılı) :Abi! Hm? :Abi! Efendim Aysima? :Şu geçen araba ne renk? Siyah. :Peki marketin önündeki? O da siyah. :Tamam, ışıklarda bekleyen şu en önde duran? O da siyah da ne yapmaya çalışıyorsun? :Eylül ablam ( Eylüllülülü) abinin arada beynini kontrol et de gitmesin, dedi kontrol ediyorum işte.
1000Kitap

yiğit.

@_yigit_09
·
Kardeşimle en normal diyaloğumuz: :Abi. Efendim. :Pembe mi daha güzel mavi mi? Yeşil. :Yeşil mi daha güzel demedim pembe mi mavi mi? Yeşil ikisinden de güzel. :Ben yeşili merak etmiyorum ama pembe mi mavi mi? Kırmızı. :Beni sinir etmeye çalışıyorsun di mi? Kaşlarını çatınca gamzelerin çıkıyor onları görmek için yapıyorum. :Boyun kadar beynin yok senin. Sende boy da yok ona ne demeli? :ANNE! (sinir krizi ve saçımı çekme çabaları) Devamı da şöyle geliyor: :Abi tamam şaka bitti şimdi gerçeği söyle pembe mi mavi mi? SARI! : Yiğit abi! KIRMIZI! :EN BÜYÜK! CİMBOMBOM :EN BÜYÜK! CİMBOMBOM
1000Kitap
Vebal ve Günah, Haram ve caiz değil!
****Sevginizin ve sevdiğinizin arkasında dimdik, cesurca duramayacaksanız kimseyi harap etmeyin. Bir arkadaşım bir kızı çok sevdi, annesi razı gelmemiş, kavuşamadı. Çocuk birkaç senede resmen çökmüş, çok da yakışıklıydı. Vebal veya günah sadece para ile mi olur? Kul hakkı sadece madde ile mi ölçülür, bir insan bir insanı sadece maddi olarak mı dolandırabilir? Peki sevgisini, güvenini çalanlar da dolandırıcı, yalancı sayılmaz mı? Elbette ben bir müslüman olarak sevgili olmalarını istememiş ve hemen evlenmeleri tavsiye etmiştim, akabinde ailesinin sorun çıkarttığını öğrendim ve kaçırmasını tavsiye ettim :) tabii kız buna yanaşmamış, çocuk da bir süre sonra bırakmak zorunda kalmış. Efendim işte burada neyi görüyoruz, haram sevdalar can yakar, biriyle evlilik için görüşme dışında görüşme yapmamak, erkek ile kadının arkadaşlığı doğru ve halal değildir. "Çünkü en ağır yaralardan biri gönül yarasıdır."Allah hepimizi muhafaza edip korusun, bizi de müttakilerden eylesin, kalbimizi yormasın ve yormayacak insanları karşımıza çıkarsın. Vesselam.
MARVEL ve PARALEL EVRENE GİDİP DÖNEN Mİ VAR?
Okuyanlar hemen anımsayacaklar: Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Lemeat isimli eserinde "zihindeki meratip" diye bir şeyden bahseder. Peki nedir zihindeki meratip-mertebeler? Efendim, izâhı uzundur, kısaltmak da zordur. Fakat şöyle bir yerden belki bir parça kolaylanır: Zihindeki meratip birşeyin/fikrin insanda kesin inanış haline gelmesi sürecini açıklar. Yâni denilebilir ki: Kanaatler dünyamızda önce "hayâl" olarak varolurlar. Sonra o hayâller kalıba bürünüp "tasavvur"lara dönüşürler. Sonra o tasavvurlar da bir parça ukalalaşıp "taakkul" evresine taşınırlar. Sonra o taakkullar da kablarına sığmayarak "tasdik" mertebesine erişirler. Sonra o tasdikler yolculuklarına devam ederlerse bir taraftarlık edinip iz'ân'a (ferâset) kavuşurlar. İz'ânın ardından "iltizam" -Gerğini yapma- devresi gelir. İltizamlar da inanışlarımızın ellerini tutup "itikada" götürürler. Bu süreçle dünyamız şekillenir. Sağlıklı işlemesiyle sağlıklı şekillenir. Yoksa kimi arızalar oluşur. (Aynı eserde oluşabilecek arızalara dair izâhlar da vardır.) Neyse. Uzatmayacağım. Hemence mürşidimin bir başka metninde "peygamber mucizeleri" ile "medeniyet harikaları" arasında kurduğu ilgiye koşacağım. Evet. Bence bu ilgi de bir parça Lemeat'taki mezkûr bahse dokanır. Nasıl? Belki biraz şöyle: Ancak Nebilerle gelen mucizeler sayesinde insanlık böylesi hayâller kurmayı öğrenebilmiştir. Her bir Peygamberin beraberinde getirdiği delil, bize bir bilim dalında ulaşılacak zirvenin fotoğrafını çeker, yani bir nevi beşerin aklına karpuz kabuğu düşürür. Bu sayede varmayı arzuladığımız düşlerimiz olur. "Olabilirler"imiz olur. Bu düşler/olabilir de zamanla müteşebbis âkillerin mesaileriyle gelişerek gün yüzüne çıkarlar. Yâni mucizelerimiz bizim tahayyül öğretmenlerimizdir. __Fakat bugünlerde hayâllerimizin başka
Tefekkürât