Roman okumak şahsi terapi yöntemlerimden biridir. Tarih, mitoloji, polisiye, gizem ve gerilim türlerini okumayı tercih ederim. İçinde bunları barından fantastik kitapları da severim. Kitap alırken çok açgözlüyümdür. Ve de şiirler bana göre değil.
Gerçi kadın kısmı süslenmeli ama süsten evvel kendisinde de bir varlık olmalı da süsü onun üzerine ilave etmeli. Yoksa maymun gibi surata düzgünü (fondöten) sıvacı takozuyla badana eder gibi sürseler bir akçe etmez.
Bu dizeler aynı zamanda Carrie'nin de mezar taşına yazılabilirdi:
Sana öyle bir ezgi yazmak isterdim ki, tatlı kız,
Bildiğin o yararsız şeyin acısını dindirsin,
Seni rahatlatsın ve çıldırmaktan korusun.
Dinle oğlum: Tanrıyı yedi kat gökler ve yedi kat yer almaz; ama insanın kalbi alır. Onun için, aklını başına topla Aleksi, hayır duam seninle olsun, dikkat et, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama!"
Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğe inilmesi ilerideki yıllara atılan bir yabancı öğe gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye?
(İşte şimdi o ilerilere itilen, gelecekteki yaşamın içindeyim. Artık kimse beni hiçbir şeye hazırlayamıyor...)