“Bahar geliyor, kelebekler uçuyor, oğlanlar kızlar âşık oluyor; lay lay lom... Onları öldürmeyi bu yüzden düşünemiyorsun. Sen hiç sineklerle ilgili bir şarkı duydun mu? Duymadın! Duysaydın onları da öldüremezdin. Bahar gelmiş, sinekler uçuyor, kalbim kıpır kıpır; lay lay lom... Böyle bir şarkı olsaydı bile ben sinek öldürürdüm. Ama sen öldüremezdin. Aramızdaki farkı anladın mı? Hepimiz piknikteyiz ama bazılarımız eğlenmeyi bilmiyor.."
Kızlara, her türlü tuhaflığı-ister sevimli, isterse de sevimsiz olsun- görmezden gelmeleri, onları hoşa gider hale getirmeleri öğretilir. En küçük kız kardeşin "Hımm, sakalı aslında o kadar da mavi değil," diyebilmesinin nedeni bu eğitimdir. "Nazik olma"ya dönük bu ilk eğitim, kadınların sezgilerini umursamamalarına neden olur. Bu anlamda onlara bilerek yok ediciye boyun eğmeleri öğretilmiştir.
Bütün kızların bir tecavüz hikâyesi yoktur. Ama neredeyse bütün kızların “Emin değilim, hoşuma gitmedi ama tam olarak tecavüz diyemem” hikâyesi vardır.
Çocuklarını istismar eden ana babalara yalnızca "katı" denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına "sinir krizi" adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların "edepli", "zarif" görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlar ise "kötü" damgası yediler.
Doğum vücuda yapışan bir asalağı taşımaktan, doğumsa Prathayayı'nin vücudun kanallarına muhtelif sıvılar ve kan akıtmasından başka bir şey değil. Tüm beden devasa bir yaraya dönüşüp organlar içeriden başlayarak çürüyene dek.