Yüzlerce yıldır aynı topraklarda beraber yaşamış, aynı dili konuşan, aralarında hiçbir kültürel ve etnik fark bulunmayan Türk, Türkmen ve Yörükler, zaman zaman bazı batılı araştırmacılar tarafından kasıtlı olarak ayrı birer etnik grup olarak ilan edilmiştir. Peter Elford Andrews'in 1989 yılında yayınladığı "Ethnic Groups in the Republic of Turkey" (Türkiye Cumhuriyeti'nde Etnik Gruplar) isimli çalışmasında, Türkiye'de 47 etnik grubun varlığından söz etmektedir. Söz konusu çalışmada Türkleri, Türk: Alevi: Genel, Türk: Sünni: Yörük, Türk: Alevi: Yörük, Türkmen: Sünni: Türkmen olarak sınıflamış ve Alevilerin birer etnik grup olduğunu ileri sürmüştür. Hütteroth'un Tübingen Atlası'nda da Anadolu, "Sünnî Yörük" ve "Şii Yörük" olmak üzere sun'i ayrımlara tabi tutulmuştur. Alevileri etnik bir unsur olarak görme çabaları özellikle yabancılar tarafından sürekli gündemde tutulan bir meseledir. Bunun dışında Aleviliğin Kürt olma ile eşdeğer olarak algılandığını görmekteyiz. Tunceli'de Çemişkezek ve Pertek'te, Erzincan. Elazığ gibi bazı yörelerde Kürt adı, kimi zaman Alevi olmayı ifade etmektedir. Hiç Kürtçe bilmeyen Alevi Türkmenlere Kürt denilmektedir. Hemen bütün yabancı seyyah, görevli ve misyonerlerin çoğu Alevi ve Bektaşilik konusunda sürekli kendi planlarına göre hareket etmiş ve kendi kamuoylarını bu çerçevede bilgilendirmişlerdir. Bu anlamda da daima bir "karşı taraf oluşturma ve aynı memleket insanlarını birbirinde ayırarak karşı karşıya getirme vardır. Nitekim Alevi ve Bektaşiler ile ilgili olarak, Dersim bölgesi Alevileri anlatılırken "Kürtlük" ve "Türklük" veya "Kızılbaşlık" ve "Müslümanlık" olguları karşı karşıya getirilmektedir. Oysa "Müslümanlık" nitelemesi yerine "Sünnilik" teriminin kullanılması gerekmektedir. Buna örnek olarak, İngiliz Başkonsolosu Taylor,