"Gevezeliği bırak. Şu anda ömrümün en ehemmiyetli dakikalarını yaşıyorum. Hislerim beni şimdiye kadar asla aldatmamıştır. Müthiş bir şey oldu veya olacak."
İçimizdeki Şeytan
Sabahattin Ali’nin 1939 da yazdığı romanı İçimizdeki Şeytan; Macide ve Ömer’in arasındaki dalgalı bir aşk hikayesiyle başlıyor. Bu haliyle ilk başlarda tesadüfün gölgesinde yeşeren, naif ve imrenilen bir aşkın büyüyüşünü okuduğunuzu sanabilirsiniz (ben başta öyle düşünmüştüm ve çok da hoşuma gitmişti ). Okudukça yeni karakterlerle tanışacaksınız, Ömer’in en yakın arkadaşı Nihat, Emine hala, Bedri, İsmet Şerif, Emin Kamil…. Her karakterin derin analizleri yapılan romanda aslında bu genç aydınların her birinin dünyaya başka başka pencerelerden bakıp konuştuğunu fasıl sohbetlerinde satır aralarında keşfediyoruz. Baş karakterimiz Ömer, Macide ve Bedri aşk üçgeninde savrulan üç isim. Onlarda hayata dair birer temsil aslında. Bedri gerçek bir aydın, idealist bir öğretmen. Çalıştığı kasabada vatanına hakkıyla hizmet etmeye çalışıyorken hayatın her anında karşılaşacağınız o yargılayan, karanlık ve empati bilmeyen bakışların radarına yakalanıyor işinden ayrılıyor. Bedri aslında toplumda hepimizin kimi zaman kurbanı olduğu kimi zamanda bizzat kendisi olduğu doğruculukla gizli çıkarcılıkla karşı karşıya kalıyor. Macide ise o dönem kız çocuklarının kaderinin nasıl çizildiğini gösteriyor bize. Bir tesadüfle okula başlar birkaç sene devam ettikten sonra yine bir tesadüfle okuldan alınır (ansızın gelen koca kız oldu artık ne işi var okulda, evde otursun nakış öğrensin aydınlanması!). Yazar Macide’yi şanslı olarak düşünmüş ki Macide müzik eğitimi için Balıkesir’den İstanbul’a gelmiş, akraba evinde kalan yapı olarak güçlü bir kadın. Etrafında olup bitenlerin ve hislerinin farkında ve karar vermekten