Berke

Berke
Groucho Marx'ın o inanılmaz içgörüsü bize diyor ki: "Ben o kadar yüce bir varlığım ki, benim gibi aşağılık bir yaratığı içerebilecek bir gruba katılmaya tenezzül etmem."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Mutlak tanışıklık, bilinecek bir şeyin kalmadığı hissi, merakın sona ermesi, aşkın ölümüdür. Yalın karanlık, bilginin mutlak yokluğu ise aşkın hiç başlamamasına yol açar. Arzu vardır, ama o arzudan aşk doğmaz; doğsa doğsa ölümcül, yıkıma giden bir tutku/saplantı doğar. Arzu nesnesi olarak kalmak en büyük arzumuzsa eğer, kendimizi gizleyerek, vermeyerek, mistik bir perdenin ardına saklanarak, aralıksız yalan söyleyerek bu mertebeye ulaşabilir, onu koruyabiliriz. Ama hiç kimse bizi kelimenin gerçek anlamıyla sevmeyecektir. Eğer sevilmeye çok ama çok ihtiyacımız varsa, sevilmeden yapamıyorsak, kendimizi bir cam gibi şeffaflaştırıp ortalık yere dökeceğiz demektir. O zaman sevilebilir ve sevimli olabiliriz. Ancak bu durumda da bizi arzulayacak bir Allahın kulu çıkmayacaktır muhtemelen. Bu iki durumda da sorun kendimizi nesne olarak tasarlamamızda: Ya sevgiye, ya da arzuya nesne olmak istiyoruz.
Felsefe
Bir şeyi sevmemiz için onun ne olduğunu bilmemiz gerekir. Arzuda ise durum tam tersinedir. Arzulamak için arzu nesnesinin en azından bir yanıyla karanlık, belirsiz olması şart. Öte yandan, sevmeye devam etmemiz için ise hep henüz bilinmeyen, daha bilinecek bir şeylerin kalması gerekir.
Galiba bize çekici gelen şey, yakışıklılık ya da güzellikten ziyade, vadedilen bela.
İlişkiler
Aslında çoğumuzun hayatının geri kalanı, bir "ben" olduğumuzu fark ettiğimiz an ile, anne ile kurduğumuz ikili ilişkinin biricik ve mutlak olmadığını fark ettiğimiz an arasında kalan o kısacık zaman dilimini yeniden yakalamaya, yeniden yaratmaya çalışarak geçecek.