Herkese merhaba :) Yine karşınıza hayatımda en sevdiğim yazarla, Dostoyevski'yle çıkıyorum. Öncelikle şunu bilmekte fayda var kitabın çoğu hapishanede geçiyor. Hapishanenin kasvetli havasını iliklerinize kadar hissedeceğiniz için bu tarz kitapları okumayı sevmeyenler için tavsiye etmem. Ayrıca kitabın çok akıcı olmadığını belirtmemde fayda var zira bu durum Dostoyevski'de çok gördüğümüz bir durum değil. Yazımda spoiler tadında cümleler olacaktır.
Kitaba geçmeden önce Dostoyevski'ye dair küçük bir bilgiyi aktarmakta yarar görüyorum. Yazarımız 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapishanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'ne gönderildi. Hayatının bir bölümünü cezaevinde geçiren Dostoyevski tabii ki de boş durmadı ve muhteşem gözlem yeteneğini burada da konuşturdu. Kitapta geçen karakterlerin gerçekçiliği bu kişilerin yazarımızın Omsk Cezaevi'ndeki arkadaşları olduğu konusundaki fikirlerimin temel sebebi.
Öncelikle kitabımız ana karakterimiz dışındaki bir bireyin gözlemleri ile başlıyor. Bu kişi bulunduğu şehrin özelliklerinden ve kitabımızın asıl karakteri olan Aleksandr Petroviç'ten gözlemlerini yazıyor. Petroviç K. şehrinde bir Fransızca öğretmeni olmakla beraber halktan pek uzak yaşayan bir kişi. Bu durum kitabımızı başlatan gözlemcimizin ilgisini çekiyor. Kendisi bir iş için şehir dışına gidip geri döndüğünde Petroviç'in ölümüne dair haber alıyor. Petroviç'ten kalan eşyaları ev sahibesinden istediğinde ise işe yarar tek şeyin not defteri olduğunu görüyor. İşte romanımız da bu defterden oluşuyor.
Romanın başlarında sürekli bir gözlem ve kişiler