Uçan gençliğim, şehvet ve hayal!
Bir soyguncudur
zaten zaman,
harmanisi sırtında
Küllerini savurur, hızlı yaktığı aşkların
Çaldığı kalplerin boşluğunda yaralı bir hatıra
Gözden çekilen iki damla pırlanta, hokkaya
Mutluluğu kafesine kapadım odamda, zamanla
Göbeğim çatlıyor, gülerken
Kirli Eylül '91
Keşke tüm sıkıntılarını kendi ellerimle alıp uzaklara götürebilsem, keşke kalbine dokunan her üzüntüyü silebilsem.
Senin bir tek damla gözyaşın için herşey feda olsa ama gözyaşı hiç dökmesen.
Sen
Bana evlenme teklifi edilecekse, pırlanta mı baget mi, açıkçası çok anlamam.
Zaten herkesinkine benzeyen şeyleri de sevmem; sanki belediye dağıtmış gibi aynı model bir yüzük bana göre değil.
Benimki biraz daha farklı olmalı… az bulunan, mümkünse kimsede olmayan. Altın olmak zorunda da değil; gümüş de olur, hatta belki sade bir metal bile, ama hikayesi olan bir şey olsun.
Tıpkı şu an yeni aldığım gibi… gösterişiyle değil, “bana ait” hissiyle değerli.