Puan vermedi
Açık konuşacağım; çok sevdiğim, yakından tanıdığım bir kadının elinden böyle devasa bir iş çıktığını görmek beni kelimenin tam anlamıyla büyüledi, altüst etti ve çok fazla heyecanlandırdı! Resmen keyiften dört köşe oldum, okurken bir ara kalkıp biraz koşasım falan geldi! Biz Burcu’yla beraber güleriz, konuşuruz, fikir alışverişinde bulunuruz. O yüzden de ben kitabı elime alırken bizim Burcu’yu okuyacağımı sanıyordum; meğer karşımda yılların edebiyatçısı, demlenmiş bir usta yazar varmış da haberim yokmuş. Burcu’cum, bu nasıl bir emek, nasıl bir şahane delilik? Kitap boyunca beni bir oraya fırlattı bir buraya. Tam bir öyküde ince bir ironi yakalayıp gülerken, çat diye bir sonraki sayfada tokat yemiş gibi kalakaldım. (Hele o bir tatlı isimli öykü var ya... İsim vermiyorum spoiler olmasın ama o çok komik başlayıp insanı paramparça eden o son beni mahvetti... ) Okurken beni asıl vuran yerlerden biri de o muazzam gözlem yeteneği oldu. Halkın o en saf, en bizden halini öyle bir yakalamış ki... Karakterlerin konuşma metinleri, o diyaloglar gerçekten harikaydı. Hani o mahallemizin, ailemizin içindeki samimi sesler var ya; onları yapaylığa hiç kaçmadan, o kadar doğal ve usta işi aktarmış ki diyalogları okurken resmen muhabbet yanımda dönüyor gibi hissettim. :) Kendi de çoğunlukla öyle konuşur zaten; mesela beni arayıp ulaşamamışsa doğrudan *"Neredesin Allah'ın cezası!"* der. İşte o samimiyet aynen kitaba akmış. Sinematik betimlemelerinin başarısı zaten apayrı bir seviye ama argoyu öykülere öyle güzel, öyle dozunda yedirmiş ki... Hiç mi sırıtmaz bir kelime! Hayatın içindeki o gerçekçiliği ve sokağın ruhunu aynen hissettim, oralar tıpkı film gibiydi, çok hoştu. Kitapta en sevdiğim bir diğer konu da kadınların yaşadığı sorunlar, o görünmez mücadeleler ve toplumsal dertlerimiz
Ben Yokmuşum GibiBurcu Ünlü · Everest Yayınları · 2023196 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 225. kitabı
Patrick Süskind, 18. yüzyıl Fransa’sının pis kokulu sokaklarında, insanı dehşete düşüren bir dâhinin, Jean-Baptiste Grenouille’in karanlık ve büyüleyici hikayesini anlatıyor. Tüm insani duygulardan yoksun, kendi kokusu olmayan ama dünyadaki en hafif ve en gizli kokuları bile alabildiğine keskin bir güçle duyumsayan bu sıra dışı karakter, mükemmel kokuyu —yani saf insan kokusunu— yaratmak için sapkın bir avın peşine düşüyor. Koku alma duyusunu ve algısını edebiyat dünyasında eşi benzeri görülmemiş bir betimleme zenginliğiyle merkezine alan yazar; kimliksizliğin, mutlak yalnızlığın, toplum dışına itilmişliğin ve insanı yöneten o en ilkel dürtülerin sarsıcı bir panoramasını sunuyor. Okurun genzinde adeta o çağın ve cinayetlerin kokusunu bırakan, gerilim ile felsefeyi kusursuzca harmanlayan modern bir edebiyat şaheseri.
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,3bin okunma
Reklam
1/10
·440 syf.··
2026 59. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 17:02
Yine bir popüler kitap yine bir hayal kırıklığı. 440 sayfa boyunca hep aceba e. Kim diye merak ettim. Öğrenemedim çünkü söylemiyor. Ciddi merak uyandıran hiç bir unsur yok. Bir bağlayıcılık yok. 250. Sayfa ya kadar ümidim vardı hadi bi şeyler olacak diye. ama asla hiç bir şey olmuyor arkadaşlar. Kitabı okurken dedim ki aceba sadece ben mi beğenmedim. Kitabın incelemeleri eleştirilerle dolu. Yani roman mı yazmış sayıklamış mı belli değil. Hocasının metresi olan bir kız ve bu kız annesi ve anneannesi ile beraber yaşıyor. Anneside problem anneanneside. Konu bu. Bitirdim ama nasıl bitirdiğime şaşıyorum. Bide yazar tam bir solcu ve lgbt denen pis sapıkların düşünce özgürlükleri zırvalarının savunucularından. Aynı zamanda müslümanların dini nikah kavramını hafife alıyor. Aman bu gerici ve yobaz zihniyetten ve kitaplarından uzak durun. Bide kitabı romana benzese diyeceğim ki kurgusu güzel en azından romana benziyor. Ama hem konu berbat hem düşünce yapısı leş. Uzak durun :-)
Alıntı
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,1bin okunma
BİR ERKEĞİ ÖLDÜRECEK KADAR SEVMİŞ OLMALARI.
Puan vermedi
ROY : 24 Kasım 1961'de Hindistan'ın Kerela eyaletinden Hristiyan bir anne ile Hindu bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Aymanam Köyü'nde annesinin işlettiği okulda okudu. 16 yaşında evi terk etti. Delhi Mimarlık Okulu'nda okudu, ama mimarlığı hiçbir zaman sevmedi. Dört yıl süren ilk evliliğini bir okul arkadaşı ile yaptı ve bir süre eşiyle birlikte çiçek çocuk olarak(hippi-Savaşa hayır-doğayla uyumlu) yaşadı. Daha sonra bu hayatı bırakarak Ulusal Şehir İşleri Dairesi'nde çalışmaya başladı. Bir bursla İtalya'ya giderek anıt restorasyonu üzerinde çalışırken yazarlık yönünü keşfetti. İkinci eşi ile birlikte bir televizyon kanalı için dizi film, Hindistan'da üniversite öğrencilerinin yaşamına ilişkin bir film senaryosu, Hindistan'ın kırsal kesiminde eşleri tarafından istismar edilen kadınların kahramanı haline gelen Phoolan Devi hakkında tartışmalı bir film senaryosu yazdı. Son filmi mahkemelik olunca aerobik öğretmenliği yapmaya ve romanını yazmaya başladı. Kendi çocukluğundan esinlenerek beş yılda yazdığı romanını 1996'da tamamladı. 1997'de ilk ve tek romanı Küçük Şeylerin Tanrısı romanı ile İngiltere'nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker ödülü'nü aldı. Bu ödülü alan ilk Hint kadın oldu. Kitap çeşitli dillere çevrilerek yaklaşık 8 milyon satış rakamına ulaştı. "Sokaktaki İnsanın İmparatorluk Rehberi", "Ya çek defteri ya Cruise Füzesi" adlı kitapların da yazarı olan Roy, yirmi yol boyunca siyasi konularda kitaplar yazmış ve küreselleşme karşıtı görüşleri ile tanınmıştır. 2002'de Lanan Kültürel Özgürlük Ödülü, 2004 yılında Sydney Barış Ödülü'nü kazanan Roy, 2005'te Irak Dünya Mahkemesi adlı küresel girişim nedeniyle İstanbul'da bulundu. 2002'de Narmada'daki baraj projesine karşı çıktığı için bir günlük hapis cezasına çarptırılmış olan Roy, 2014 yılında Mahatma
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20191,751 okunma
!Spoiler!
6/10
·320 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 14:00
Çerelik bir kitaptı benim için o yüzden hemen bitirdim. Genel olarak fena değildi. Güzel ve çirkin uyarlaması diye geçiyor sözde ve bunun hakkında adam gibi bir şey görmedik. Sadece +18 sahnelerden ibaretti. Yani bir anlamı amacı yoktu. Ana erkek karakteri de sevmedim, ilgi çekci bir yanı asla yok. Basit biri. Nedensiz kurguda okuduğum her şey pis hissettirdi. Yani okuyacaklara söylüyorum, tavsiye etmiyorum. İndirim olduğu için almıştım. Değmez. Son bölümde Nyfain hiçbir neden yokken Finley'nin evinden çekip gidiyor. Daha net bir neden olsa mesela iblis kral falan gelecek olsa ve onunla savaşsa insan der ki geçerli bir neden ama durduk yere gidiyor. Bence yapılan her şeyin amaçsız olduğu boş bir kitaptı. devamını okumam.
Güllerin YıkımıK. F. Breene · Olimpus Yayınları · 2023512 okunma
Sadece Allah'ın vahyi olan Kurandan sorumlu tutulacağız
Puan vermedi·488 syf.··
2026 6. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 23:00
Kıymetli hocalarımız sizin mezhebinizdekilerden daha fazla hakim bu konulara, araştırma yaptıkları her cümleden anlaşılıyor. Sadece Kur'an'a uymanın gerekliliğine, hadis denen zırvaların dinde kaynak olmaması gerektiğine her fırsatta değiniliyor. Daha veda hutbesinde anlaşamayan bu ümmetin burnu yere çok sürter benden demesi. Kitabı okuyun okutturun. Hoş bizi kafirlikle suçlayan, cehennemlik ilan eden sizin o pis zihniyetiniz ama ne demiş Allah azze ve Celle: 'Akıllarını kullanmayan kullarıma pisliği yağdırırım!' Hem maddi hem manevi. Benim daha doğrusu bizim hedefimiz bu kitleye, mezhepçi, hadisci, ilmihalci, tarikatci beyni yıkanmış kitlelere ulasmakti. Ama onlarında bu inatla bu satırları dahi okumayacağı çok açık. Gelin Kur'an'a uyalım ve aklımızı işletelim, ne dersiniz? Allah bu kitabı cikartan, katkı yapan bütün hocalardan razı olsun. Kuran’ın çevrilmesi teşebbüslerine karşı mezhepçi, gelenekçi grupların önemli bir kısmının direnmiş olmasının altındaki temel nedenlerden biri budur. Bunlar, dinin mezheplerin tekelinden çıkmasına ve uydurmaların sorgulanmasına tahammül edememektedirler. Kuran’ın anlattığı İslam’ın, doğru dürüst ortaya çıkmamasının, kökleşip yerleşmemesinin altındaki temel sebeplerin geçmişteki yönetimlerin baskısı ve çeviri yasağı olduğu kanaatindeyiz. Çevrilemeyen, Arapçasının bile matbaada basılmasına izin verilmeyen Kuran’ın ismi vardı ama kendisi ortada yoktu. “Çok şanlı” diye nitelenen atalarımız ne yazık ki Kuran’ı çevirttirmediler, insanlara anladıkları dilde okutturmadılar. Yıllarca “günah” dedikleri matbaanın “günah” olduğu iddiasından vazgeçtiklerinde bile Kuran’ın matbaada basılmasının “günah” olduğu iddiası devam etti. Hattatların el yazısı ile çoğalttığı, sadece bazı evlerde bulunan Kuran ise bulunduğu evlerde de bohçalar içinde
1000Kitap
Uydurulan Din ve Kur'an'daki DinKuran Araştırmaları Grubu · İstanbul Yayınevi · 2016935 okunma
Reklam
Reklam