Bir Emevi mirası: Sorumluluğu Allah'a atmak
Kur'an'da anlatılan "kader" kozmoloji için konan ölçüleri-yasaları ifade eder. 1 Bu bağlamda insanın kaderi de "özgür iradesi ile yaptığı seçimler" ekseninde ölçülendirilir. 2  Bu sebepledir ki seçimlerimizin sonuçlarının getirdiği sorumlulukları vardır. İşte bu sorumluluklardan kaçınmak isteyenler kendi tercihlerinin, kararlarının yol açtığı sorunlarla yüzleşmekten kaçmanın yolu olarak tüm bunların kendileri dışındaki faktörleri sonucu olduğunu bunun önceden belirlenmiş bir plan/kader olduğunu iddia ederler. Özellikle de sorumluluk toplumsal ise yani siyasi liderler kendi sorumluluklarındaki eylemleri meşrulaştırmak, bu icraatları sorgulatmamak için "Biz yapmıyoruz; bunları bize Allah yaptırıyor" derler. Bu tarihin en eski siyasi manipülasyonudur: Allah'ı kendine kalkan edinip, sorumluyken kendilerini sorgulanamaz kılmak… Yöneticilerin kaderi kullanıp Allah'ı istismar etme taktiklerinin Müslümanların tarihindeki ilk izdüşümünü Muaviye'de rastlıyoruz.  Peygamberimizin arkadaşlarından Hucr b. Adiy'i Hz. Ali taraftarı olduğu için öldüren Muaviye, tepkiler karşısında zor durumdaydı. "Biz yapmadık, Allah yaptırdı bize" diyerek kendisini sorgulanamaz kılmaya çalışmıştı. Emevilerle birlikte "Zillullahi fi'l-Arz" (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) ve "Sultânullahi fi Arzihî" (Allah'ın yeryüzündeki gücü) gibi sıfatlarla kutsallık kazandırılıyor, sultanların her icraatı, Allah adına sayılıyor dolayısıyla eleştirilemiyordu. Çünkü bu yapan, Allah adına(!) iş yapan birisiydi. Muaviye'den sonra yerine sultan olarak varis bıraktığı Yezid döneminde Kerbela, Harre gibi travmatik katliamlarına, kadınlara tecavüzlere, yağma ve yolsuzluklara vb. büyük yıkımlarına gerekçe olarak bunların Allah'ın önceden belirlediği planı/kaderi olduğunu camilerden vaaz ettirmişti.  Bir başka Emevi
Alıntı
🪢'Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği' Kundera ile tanışma kitabım oldu. Uzun zamandır listemde olan bir kitaptı #basakile1001okuyoruz grubumuzla okumak harika oldu. Kundera'nın cesaretine ve edebi zekasına hayran kaldım. Edebiyat budur bana göre; zengin içerik, zengin dil, zengin arka plan. Özgürlüğün beden ve ruh üzerinden bu anlatımını çok özgün buldum. Politik arka planı, yazarın ülkesinin özgürlük arayışını, bastırılmış duygularını, hafızasını, tarihini böylesi bir anlatı ile taçlandırması ancak takdir edilebilir zannediyorum. Üzüldüm kendisi dahil 1968-69 kuşağı aydınlarının ülkesinden ayrı geçirmek zorunda oldukları yıllara... Öte yandan feminist vurgular, erkekliğin kadınlık üzerindeki tahakkümüne göndermeler vs. de gerçekten dolu dolu bir okuma hissi yarattı. 🕸️'Masumiyet Müzesi'ni dizisinin yayınlanacağını öğrendiğimde edindim. Kitap-film uyarlamalarında genelde birini tercih ederim, özellikle merak uyandıran bir durum yoksa. Kitaba sadık kalınıp kalınmayacağını merak etmiştim, sonuçta ikisinden de etkilendim. Pamuk'a mesafeliyim açıkçası 'Kar'ını zor okumuştum ancak bunu beğendim lezzetliydi. 🗿'Körlük' hayal kırıklığıydı diyebilirim. Bu kadar okunup beğenilmiş bir kitap olmasından ötürü kendimi sorguladım. Yazarın biçimi ise -çeviriden kaynaklı değilse- monoton bu biçimi sevemedim. İçerik desem çok boş ve boğucu geldi. Bir özgünlük de bulamadım. Beğenmedim. 💭'Tarçın Dükkanları' da yine ilk defa okuduğum bir yazarın. Bir öyküsünü ancak okuyabildim. Bilinçakışını, gerçeklik ile soyutluk arasındaki bağın mahirce kuruluşunu seviyorum ama bu kitap çok dağınık fazla soyut geldi. 🫠'Middlemarch' ın ilk cildini okudum. Çok sevdim. Betimlemeler bu ağdalı dil beni cezbediyor. Kalabalık karakterlere sahip ama Eliot tabi ki ustalıkla her birine ruh vermiş, ince ince
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
^^ Keşke dara düştüğümüzde Allah'a yöneldiğimiz gibi, darlık geçip ferahlık geldiğinde de O'nu unutmasak. Darlıkta açılan kalbi, genişlikte de açık tutabilmek. İnsan çoğu zaman darlıkta fıtrî olarak Allah'a yöneliyor, çünkü perde kalkıyor; sebeplerin aslında ne kadar kırılgan olduğu görülüyor. Güç, para, plan, insanlar. hepsi bir anda susuyor. O anda kalp doğal istikametini buluyor. Belki de dua şu olmalı: "Allah'ım, beni sana muhtaç olduğumu unutmayanlardan eyle."
Din İslam
Nerede o eski bayramlar yüzsüzlüğü: Siz eski insan mısınız ki?
Bugün bayram diye nenemlere gittik. Bir baktım bizden 1-1.30 saat önce giden teyzem ve kuzenim salonun yerlerini süpürüp koltukları siliyordu. Şaşkınlıktan sonra nenemle selamlaşınca söylediklerinden ayrıyetten sinirlerim bozuldu. Halı süpürüldükten sonra bezle silinecekmiş bir de. Saat 12. 30 olmuş ve bayram temizliği, gün öncesi yerine gününde yapılıyordu. Daha saçlarım bile ıslaktı. Direkt kokacaktık yani, normal hijyen takıntım bayramda son seviyeydi, neyse. Süpürmeye el attım. Kirada kaldıkları ev, dubleksin normal bir kat oluşu gibi büyük ve genişti: Allah kolaylık versindi. "Madem az kişiyiz ve sınırlı süre var. Halılar süpürüldükten sonra suyla şehadetlensin. Bezle temizlenmesi yeterli olmayacak zaten." deyince teyzem "Olsun yine de yapılsın, temiz olsun." dedi. "Sen buna temizlik mi diyorsun, gerçek temizlik istiyorsan böyle olmaz. Ya halı yıkamacıya vereceklerdi ya da günler öncesinden kendileri yıkayıp namaz öncesinde açacaklardı. Benim temizlik ağzımı açtırmayın." diye yükselmiştim biraz. Çünkü bayram anne tarafının ve dayımların ailesi temizliğe dokunmamış. Bize de denmedi. Yoksa sabahtan gidilirdi o zaman duş alınıp geri gidilirdi. Koskoca ev için 4 kişiydik. Sadece dayım ve nenem varken her zaman dip bucak temizlik yapılmıyordu. Tam aile olan dayımların evlerinde yapılması gerekirken onların evi tercih ediliyor ve temizlikte kimse yok, şaka gibi. Onun dışında da ağzımı açmadım. Bayram diye ve Allah rızası için yapıldığından onları fırçalamadım ve eve dönmedim. Dayımda etrafta dolanıp "Yapmayın, oturun. Gerek yok." tarzı laflar ediyor. Var ya kendimi zor tuttum "Yapılsaydı gerek olmazdı ama yapılmadığı için gayette gerek var ve gerizekalı gibi konuşacağına sadece eline sağlık de en fazla ve sus!" demedim. Cevap vermemeyi seçtim ama 5-6' dan sonra "Ne
Gadir-i Hum
Tarih-i Kadraj
📌Farkhunda Malikzada 27 yaşındaydı, Müslümandı, inançlarına sıkı sıkıya bağlıydı ve öğretmen olmayı istiyordu. Afganistan'ın başkenti Kabil'de yaşayan Ferhunde, 2015 yılında şehir merkezindeki bir türbeyi ziyaret etmişti. Türbenin önünde muska satan birini gördü, takip etti ve kadınlarla konuşup muska satmaya çalışan bu şarlatanı uyardı. İslam dininde muskalara yer olmadığını ve bunun Kur'an'a aykırı olduğunu söyledi. Küçük kağıtlara bir şeyler yazarak insanların umutlarıyla ve gelecek hayalleriyle para kazanmaya çalışan birini engellemeye çalışmıştı Ferhunde ancak o gün o tezgahtan kovuldu. Bir ay sonra, 19 Mart 2015 günü o türbeye yeniden gitti ve satıcıyla karşılaştı ancak bunun son anları olduğunu bilmiyordu. Plan yapan muska satıcısı elindeki birkaç parça kağıdı yaktı ve eski bir Kur'an'ın içine koyarak bağırmaya başladı: 'Kadın Kur'an'ı yaktı, Siz nasıl müslümanlarsınız? Gelin, dinimizi savunun!' Apaçık bir linç çağrısı olan bu bağırtının ardından meydandaki kalabalık toplandı. Kalabalık bir anda Ferhunde'nin etrafını sardı, Kur'an'ı neden yaktığı soruldu, iftira olduğunu söylemesine ve polisin müdahalesine rağmen kalabalığın arasında kaldı. İftiralara Ferhunde'nin Amerikan sempatizanı olduğu ve yabancılar adına çalıştığı da eklendi ve polis müdahale etti. Ferhunde sorguya götürülmek istendi ancak kadın polis talep etti. Bu sırada biri onu iterek yere düşürdü ve meydan adeta alev aldı; bu sonun başlangıcıydı. Tekmelendi, çatıdan aşağı atıldı, üstünden arabayla geçildi ve benzin dökülerek yakıldı. Tüm bunlar muska yazan bir satıcının iftirasıyla oldu! Yerdeyken tekmelenen ve kanlar içinde kalan Ferhunde'ye karşı kalabalığın öfkesi geçmedi. Havaya ateş açan polis kalabalığı dağıtamadı ya da dağıtmak istemedi; kurtarabilmek için Ferhunde'yi bir çatıya
Hayata Dair
sert gerçekçi sinir bozucu filmler .. “rahatsız etmek için değil, insanın içini kemirmek için sert olan” filmler başka bir kategori gerçekten. çünkü bazı filmler şok eder geçer; bazıları ise bittikten sonra günlerce kafanın içinde dönmeye devam eder. o damar için birkaç ağır film: — come and see savaş filmi değil, savaş travmasının direkt sinir sistemine yüklenmiş hali. belarus'ta nazi katliamlarını bir çocuğun gözünden anlatıyor. film ilerledikçe ana karakterin yüzünün fiziksel olarak yaşlanması bile insanın içine oturuyor. “insan medeniyeti aslında ne kadar ince bir kabuk?” sorusunu bırakıyor. — threads nükleer savaş sonrası dünyanın nasıl çökeceğini aşırı gerçekçi anlatıyor. korku filmi değil ama izleyince hayat enerjisi emiliyor. en sert tarafı şu: hollywood dramatizasyonu yok, tamamen bürokratik ve sıradan insanların gözünden çöküş. — irreversible gaspar noé filmi. evet aşırı sert ama olayı sadece şok değil. zamanın geri sararak anlatılması yüzünden “geri alınamayan bir anın bütün hayatı yok etmesi” hissini yaşatıyor. insanın içine çivi gibi giren bir nihilizm var. — funny games michael haneke direkt seyirciye sinir oluyor gibi film çekmiş. şiddeti eğlenceye dönüştüren izleyici kültürünü tokatlıyor. “neden bunu izlemek istiyorsun?” diye sana saldırıyor resmen. — prisoners modern çağın ahlak testi gibi. çocuğun kaybolması sonrası “iyi insan” maskesinin ne kadar hızlı düştüğünü gösteriyor. hugh jackman'ın çaresizlik performansı çok ağır. — requiem for a dream uyuşturucu filmi diye geçiyor ama aslında “amerikan rüyası bağımlılığı” filmi. herkes bir şeye bağımlı: televizyona, sevgiye, başarıya, maddeye. finali resmen ruh ezici. — the hunt toplum linci üzerine en korkunç filmlerden biri. tek bir suçlama ile bir insanın sosyal olarak nasıl yok edildiğini