Caddeden gelip geçen insanlara bakarken, hiçbir şey bitmiyor, diye mırıldandım.Hele geçmiş, hiç bitmiyor.Herkes geçmişini çoğaltıyor sürekli.Bunun için, akşamları birbirlerine misafirliğe gidiyorlar sözgelimi, birbirlerine, tepsiler, tabaklar ve kadehler dolusu geçmiş sunuyorlar.Bir o kadarını da hatıra defterlerinde, fotoğraf albümlerinde, çekmecelerde ve belleklerde saklıyorlar.Ben, tiksiniyorum geçmişimden.Para, buyruk ve güvence kokan bir insanla birlikte yaşamayı, çorap korkusunu ve sevişmesiz geçen geceleri hiç sevmiyorum.Hatırlamak bile istemiyorum geçmişimi, diyorum kimi zaman, sanki hatırlamak fiilinin ipleri parmak uçlarıma bağlıymış gibi.
Görebildiğim kadarıyla eşyalar bizim gibi değil.Onlar, ne kadar sıfatları ve henüz insanlarca farkına varılmamış özellikleri varsa cömertçe paylaşıyorlar.Paylaşmak belki de bir çeşit beslenmek onlar için.Gerçi, hıçkırıklar, perdeleri titreten öfkeler ve oradan oraya savrulan küfürlerle eşyaları biz de beslemiştik yıllarca.Şimdi sessizliğimizi emiyorlar.