Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra şöyle bir incelemelere bakayım dedim ama beğendiğim, güzel bir inceleme göremedim. O yüzden kendim bir inceleme yazmaya karar verdim.
Birçok kez duymuşsunuzdur belki "acıyı sev, benimse, seni ileriye götürecek şey odur." öğütlerini. Bu öğütler sıkça yeni kuşak tarafından veriliyor ve ilgi görüyor. Peki çıkış noktası ne bunların? Tabikide Nietzsche ve Fight clup filmi.
Aslında tüm bu öğütlere kitaptaki bir cümle derin bir darbe vuruyor. "Acıyı küçümsersiniz ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz." sadece bu cümlede eleştirmiyor bu arada bu görüşü. hasta olan adam hiddetle eleştiriyor bu acı meselesini.
Bende bu kitabı okumadan önce acıya şartsız bir şekilde olumlu bakıyordum. Okuduktan sonra bazı şeyler değişti kafamda. İnsanın bir makine olmadığını, duygularının, hislerinin olduğunu ve gayet tabi bir şekilde acıya maruz kalmak istemediğini, kaçtığını, bunun korkaklıktan olmadığını ve acıyı olumlayanların genellikle hiç acı çekmediğini anladım. Tamam belki acı bizi ileriye götürecek şey ama biz nasıl acıyla yüzleşelim? Öyle kolaymı kardeşim? Kitabı okumadan önce karşıma acıdan kaçan bir adam gelseydi direkt eleştirirdim ama şimdi o karşıma çıkacak adamın belkide benden katbekat daha çok acı çektiğini, yıprandığını düşünürüm. Acı onu ileriye götürmüşmüdür götürmemişmidir o ayrı mesele tabi.
Normalde inceleme falan yazmam ama bu kitap başlıkta belirttiğim gibi bir kitap olduğu için yazma hırsı ve ihtiyacı belirdi bende. Bir dahaki bakış açısı değiştirmeli kitap incelememde görüşmek üzere. Altıncı KoğuşAnton Çehov