Her şeye canını sıkma ey gönül. Ne dertler kalıcı, ne de bu ömür.
Herkes gider. Kahven, kitapların ve hayallerin kalır...
Kahve kokusunu, kitap kokusunu, yağmur sonrası toprak kokusunu seviyorum.
- Lâ Edrî
Bunu biz de biliyoruz ama sanırım inanmıyoruz. Her çocuğun bir cevher olduğuna inansak hiçbir çocuğun başarısız olmasına izin vermeyiz. Çocukları yalnızca başarması gereken küçük insanlar olarak değil, hem mutlu olması gereken, hem de ülkenin geleceğini elinde tutan bireyler olarak görürüz. Her çocuğa kendi seviyesinde ve kendi özelliklerine göre ders veririz. Dahası her çocuğu kendi yeteneğine göre eğitiriz. Herkese aynı dersleri vermeyiz. Okulu bir eğitim ve yaşam alanı olarak değil çocukların atlatmaları gereken bir dönem olarak görüyoruz.
Oyunun çocukların hakkı olduğunu hepimiz biliyoruz ama buna pek inanmıyoruz. İnanmış olsaydık, çocukları akademik yarışa sokmaktansa okullardaki günlük ders programına bol bol oyun saati koyardık. Buna gerçekten inansaydık, çocuklar etkinlikten etkinliğe koşmaz, bol bol oyun oynardı. Finlandiya’da çocukların oyun hakkının uzun teneffüslerle nasıl eğitimin bir parçası olduğunu görüyoruz.
Öğretmenlere güvenmeliyiz
Eğitimde ‘eşitlik’ ve ‘hakkaniyet’ çok farklı kavramlar. Herkese eşit davranmak, adil ve hakkaniyetli olacağımız anlamına gelmez. Farklı farklı seviyelerdeki öğrencilere aynı eğitimi değil, ihtiyaçlara ve koşullara göre farklılaştırılmış eğitim sunmalıyız. İşte o zaman hakkaniyetli oluruz