Kendisi sürekli; "gerçeği bize şu vermez, bu vermez..." deyip duran, ama meditasyon ve zen-buda gibi öğretiler konusunda bir fanatik gibi savunma yapan, 1990'a kadar bir kanaat önderi
pöfff baya sıkıcıydı neyi sevildi bunun anlamadım. sonunda şaşırtıcı hiçbir şey yok acaba şu olabilir mi dediğiniz her şey oluyor. tahmin edilebilir idi...
(spoiler) ha bir de uzun süredir konuşmayan kadının kelime kelime, azar azar konuşmasını beklerdim. pat diye hayat hikayesini anlatıyo falan. kadın senelerdir konuşmamış aloo? psikologu susturup kendi konuşuyor yani o derece. yazsana kadına kelime kelime iyileşme süreci. aniden birkaç terapi sonrası (birkaç terapi öncesi de bir arkadaşının gözüne fırça sokuyo) aniden iyileşiyor uzun uzun sohbetler ediyor falan. alakayı kes. saçma idi. zor okudum.
Öfff üstüne pöfff dedirten bir kitap oldu benim için. 76 sayfa olduğuna bakılmasın bir sayfa 100 sayfa ederinde. Asla tavsiye etmem. Kişi sayısı fazla olaylar kopuk sonuç yok örgü yok. Beğenmedim
Suhodol Köyüİvan Bunin · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024317 okunma
Arsen Lüpen, edebiyattaki en meşhur karakterlerdendir. Bugüne dek hiç okumamış olsam da benim de bildiğim bir karakterdi elbette. Oyuk İğnenin Esrarı okuduğum ilk Arsen Lüpen romanı oldu, sanırım aynı zamanda son olacak. Edebiyat dünyasındaki namı kadar etkileyici gelmedi bana. Belki başka kitaplarında farklıdır. Fakat bu romanda Lüpen yok gibi bir şeydi. Kitap çok hızlı geçişleri barındırıyor. Yazar sanki bir an önce bitsin gibisinden bir dil, anlatım tercih etmiş. Beğenmedim, ne yazarın anlatımını ne olay örgüsünü. Bendeki karizman çizildi Arsen Lüpen. Pofff!!!
Bu kitabı uzun zaman önce okumuştum. Aklımdan silinen noktalar olduğu için pekte detay veremeden,kendi fikrimi belirterek ve kitabı okurken ki hissiyatımı sizlere anlatacağım. Kitabı okurken bir film izlermiş gibi okudum ve çok beğendim. Sandra,çok riskli ve tehlikeli bir maceraya atılmıştı resmen. Sandra kızım sana mı kaldı gizemi çözmek yahu derken buldum kendimi hatırladığım kadarıyla. Sen git sevgilinden ayrıl,kafa dinleyeceğim diye inzivaya çekil,sonra git nazi işlerine bulaş. Zaten o psikopat ikiliyi hiç gözüm tutmamıştı. Karin ve Fredrik’ten bahsediyorum tabii. Jullian da az yere bakan yürek yakan değildi. Galiba,Sandra bundan hoşlanmıştı diye hatırlıyorum yanlış değilse Jullian kim derseniz; Nazi toplama kamplarından sağ kurtulmuş az sayıda kişiden birisidir. İşleri karıştıranda nokta işte bu adam. Adam haklı ama konu tartışmaya kapalı.
Karin ve Fredrik’in yaşadığını ve bu kötü iblislerin ortada kol gezmesine canı sıkılan Salva,kamp arkadaşı Julian’a mektup yollar ve sonra ölür Nasıl ölür tabii hatırlamıyorum. Ama bence Fredrik ve Karin’in başının altından çıkmıştır.
Ve sonra;
Karin ve Fredrik iblislerinden intikam almak için Sandra’dan destek ister Julian ve olaylar olaylar.
Ben bunu niye yorumlamadıysam zamanında pofff
Ya bir de bunun filmi çekilse olurmuş gibi. Niye düşünülmemiş ki acaba?
Roman gerilimli,akıp giden bir konuya sahip. Ben heyecanla okumuştum.Size de tavsiye ederim.Tabii hala satışta ise…
#okudumbitti #okuyorum #okumahalleri #kitaptavsiyesi
#okudumbitti 1 günde pofff yine hüzün .. Dilber Kafkasya’dan esir alınmış küçük bir kız.. Evden eve satılıyor, zorlu yıllar , işkence ve dayaklarla geçiyor.. Kücük kızın hayatına Celal’in aşkı girdikten sonra bilmediği bir dünyanın kapıları açılıyor. Pekisonda gençleri neler bekliyor? Sınıfsal ayrım, kadına biçilen kader , toplumsal ve siyasal yaşamı yönlendiren meseleler.. Büyük bir merakla heyecanla simdi ne olacak diyerek okuduğum , Dilber ile bütünleştiğim bir roman .kesinlikle tavsiyemdir.
Eser Türk Edebiyatında romantizmden realizme geçiş kitabı olarak kabul ediliyor. Yazar bu eserden sonra göz hapsine alınıp , Paris’e kaçıyor..