ve bekliyorsun, o tek şey gelsin, senin yaşamını sonsuz çoğaltsın diye; o kudretli, o ayrıksı, taşların uyanması, derinlikler, sana dönen.
kitap rafında ağarıyor altın ve kahverengi ciltler; ve düşünüyorsun geçilen ülkeleri, resimleri, giysilerini tekrar kaybolan kadınların.
ve biliyorsun birdenbire: hepsi buydu.
kalkıyorsun ve karşında duruyor geçmiş yıllardan birinin korkusu ve sureti ve duası.
Aynadaki değilmiş yüzüm,
Derimi döktüğüm fayans...
Yalnızlıktan sen dediğim:
masa, örtü, tül perde, sandalye, çatal, bıçak
Kaybolan yerli yerindelik...
Sırtımda aspiratör sarısı ile solan karanlık,
Varmayı unutarak arasında kalabildiğim karanlık...
dağılan evde olma korkusu ve ağrıyan sensizlik,
Sokakla bakışan eğrim, yalpa duruşum,
Kapılardan hep çıkan, yalnız çıkan kalabalık özler...
Tenha arar bir adım yarım ayak
Hepsi buyum.
İsterim ki anlaşılsın kırışığım, bilinsin çizgim.
Deşik bir asfalta anlatıyorum bunu
Beni tanımadılar, beni anlamadılar.
Beni yalnızca sandılar.