Yazar, eseriyle bize millet olmayı öğretiyor. Kimlerin, neden Türk diye tanımlanması gerektiğini anlatıyor. Bunu 'Anayasa Türklüğü' olarak tanımlıyor. Bu coğrafyada yaşayanlar etnik kimlikleri farklı insanların tarihleri hakkında ve doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgiler veriyor. En önemlisi de bu bilgileri o topluluğun yanında aylarca kalarak, onlara misafir olarak ediniyor. Dillerini, kültürlerini öğreniyor. Tarihsel açıdan Selçuklu Devletinde başlayıp Osmanlı İmparatorluğunun da yönetim şeklini belirleyen; merkez yönetimin 'dönmelerle' idare edilmesi bu toprakların çocuklarını reaya itmesi ve yönetimde söz hakkı vermemesi merkez ve çevre arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Böylece toplum iki farklı kesim olarak birbirinden ayrılıyor. Bu ayrım Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜN, Ziya GÖKALP öğretisiyle güçlenen 'TÜRKLÜK' Kurucu Kültürü'nün altında tekrardan bir toplum yaratma mücadelesine kadar devam ediyor. Atatürk'ün Türk Tarih Cemiyeti ve Türk Dil Kurumu aracıyla bu bilinci millete aşılamaya çalışmıştır. Ümmet olgusundan çıkıp milleti Ulus-devlet altında toplanmaya gayret etmiştir. Bu tarihsel süreci yazar, nitelikli olaylar ışığında okuyucusuna aktarıyor. Siyasi olarak yapılan yanlışların neden yanlış olduğunu da anlatarak gösteriyor. Kürt, Zaza ayrımını, Alevi - Bektaşi ayrımını gösteriyor, Pontus Kültürünü, Süryaniliği anlatıyor... Modernleşmenin bazı aydınlar tarafından yanlış anlaşıldığını ve Batılılaşma olarak görüldüğünü doğru sentezin nasıl olması gerektiği üzerinde uzun uzadıya bilgi veriyor. Osmanlıdan bu yana 'modernleşmenin' sağlanması için atılan önemli adımların neden yeterli etkiyi sağlayamadığını okuyucusuna anlatıyor. Modernleşme için yapılan tarihsel atılımları; Tanzimat Fermanı, Cumhuriyetin ilanı ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecini ele alıyor. Tüm