𝘿𝙤𝙧𝙞𝙖𝙣 𝙂𝙧𝙖𝙮'𝙞𝙣 𝙋𝙤𝙧𝙩𝙧𝙚𝙨𝙞
"Keşke portrem benim yerime yaşlansaydı, ben ise hep böyle genç ve güzel kalsaydım."
Okur kitlenin büyük bir kesimi bu romanı okudu. Bende okumayanlar kervanından, okuyanlar kervanına katılmış oldum. :)
Kitap yayınlandığı dönem tam anlamıyla bir skandal yaratmış.
İngiliz toplumunun ve basının da etkisiyle çok ağır eleştirilere ve baskılara mâruz kalmış...
Öyle ki okuma arkadaşım ile okurken "ay ressam erkek, ama porte sahibi de erkek ben mi yanlış anladım" falan diye sohbete giriştik. :)
İşte ortak okunan kitaplarda böylece birbirimize farklı bakış açıları ve analizler fırsatı yakalıyoruz.
Öncelikle kitabın fiziksel dokusundan bahsetmek istiyorum.
Kitap gerçekten çok şık duruyor değil mi?
Kağıdın dokusu, yazı karakterinin seçimi ve o kapak tasarımının sunduğu kalite, okuma deneyimimi kesinlikle bir üst seviyeye taşıdı.
Okurken elinize gelen o kaliteli kitap hissini fazlasıyla veriyor.
Bir de bu tarz edebi eserlerde en kritik nokta çevirisi.
Çeviri o kadar akıcı ki, sanki bu kitap Türkçe düşünerek yazmış gibi.
Hem içeriğiyle zihni zorlayan hem de baskı kalitesi ve çevirisiyle okuyucusuna değer verdiğini hissettiren çok özel ve güzel bir baskı olmuş.
Romanın temelinde, narsisizmle harmanlanmış gençlik takıntısı, aslında hepimizin içindeki o görünüş kaygısına dokunuyor.
Öyle ki portre yaşlandıkça, Dorian’ın ruhundaki o çürümeyi izlemek gerçekten ürkütücü ama bir o kadar da sürükleyici...
@pusluyayinlari
#doriangrayinportresi
#oscarwilde
#edebiyat
#okurtavsiyesi
#klasik
Ya kitabı okurken nasıl güzel ve akıcı yazıldığını aklımdan geçirerek okudum. Yorumum yine filmle kitap karşılaştırması yaparak yazacağım. Bu arada bu kitapta son kitap gibi 2 film olabilirdi birçok unuttuğum filmde olmayan ayrıntı var. Çeyrek asır oyunları öncesini filmde kısa tutmuşlar. Fakat ben Katniss'in 8. Mıntıka'daki kişilerle ormanda karşılaşmasını unutmuşum. 13. Mıntıkaya gidişlerine inanmayışını sonra Haymitch'e bahsedişini... Ve yeni gelen Barış Muhafızının ormana giderken geçtikleri demir çitlere elektrik vererek Katniss'e zarar vermek istemesi, Katniss'in eve dönmesi, evde Peeta ve Haymitch'i bulması ve hep birlikte Barış Muhafızlarına kapak yapmaları skskd ve tabiki Peeta ile birlikte aileden kalan deftere bitkileri çizdirip bilgileri yazması çok güzel ayrıntılardı. En üzücü ayrıntı Darius'un Avox olarak Capitol'de karşılarına çıkmasıydı. Cinna ve Darius olayları tam bir adilikti. Snow senin beynin nasıl çalışıyor ya :'' Oyunlara gitmeden önce Peeta ve Katniss'in yaptığı pikniği de unutmuşum <3 Ya bu arada Peeta hakkındaki görüşlerimi destekleyen cümleleri kitapta Katniss söyledi. Ki Peeta önceki açlık oyunlarını izleyerek hazırlık yapan zeki biri filmler porte edilen ‘saf aşık’ Peeta’nın aksine…Katniss'in Peeta'yı kurtarma motivasyonu bana geçmedi ya ama oyunlarda falan yavaş yavaş görmeye başladım. Finnick ve Johanna ile diyaloglar, oyunlar, ve Katniss'in Peeta'nın kurtulmadığını görünce kahrolması... Katniss çeyrek asır oyunundan önceli Gale ile zaman kaybetti kırılmasın etmesin, herkes eski haline dönsün diye çabaladı ama olmadı aslında hayatı ve haliyle duyguları tamamen değişmişti. Bir ara Peeta'yı neden kurtarmak istediği saçma ve niye düşünürken kitabın sonu bunu anlamamı sağladı. Sonra birde okurken dedim ki bu kız daha 17 yaşında. 3. kitabı
Ön bilgi içermez
İçerisinde 6 ayrı hikâyeyi barındıran bu eseri genel anlamda beğenerek okuduğumu, eserin akıcı bir dile ve sürükleyici olay örgülerine sahip olduğunu söyleyebilirim. Kitabın içerisinde yer alan 6 ayrı hikâyeyi tek tek açacak olursam;
İlk olarak "Neva Bulvarı" adlı hikâye bizi karşılıyor. Kitabın bu kısmında olaylar Petersburg'da yer alan ve hikâyemize de ismini veren Neva Bulvarı'nda geçiyor. 2 arkadaş bu cadde üzerinde yol alırken dikkatlerini çeken bir başka 2 hanımın peşinden ayrı ayrı olarak gidiyorlar ve tüm olaylar bundan sonra gelişiyor.
İkinci hikâyemiz olarak da "Burun" karşımıza çıkıyor. Bu kısımda anlatılan olaylar da yine ilk hikâye gibi Petersburg'da geçiyor. Bu hikâyede berber ve müşterisi olarak iki ayrı hayat ele alınıyor. Hikayenin isminden içeriğini öngörmek oldukça zor ama fazla spoiler vermeden olaylara üstten değinmek istiyorum. Berberimiz sabah kahvaltısını yaparken çöreğinin içinden bir burun çıktığını fark ediyor ve bu burnun bir müşterisine ait olduğunu düşünüp korkuya kapılıyor sonrasında neler yaptığı kitabı okuduğunuz zaman göreceksiniz. Bir diğer yandan burunun sahibi olan müşteri ise burnunun yerinde olmadığını fark edip burnunu aramaya koyuluyor ve olaylar bu şekilde ilerliyor. Acaba burnunu bulabilecek mi?
Bir diğer hikâyemiz olan "Portre" oldukça anlamlı ve önemli bir konuya değiniyor; kıskaçlık ve hırs. Tüm hikâye, resim konusunda yetenekli olan ama bir türlü talih yüzüne gülmeyen bir genç ressamın ikinci el ürünler satan bir dükkândan aldığı bir portre resimle başlıyor. Sonrasında olanlar oluyor ve bu porte resmin arkasındaki hayat hikâyesi ortaya çıkıyor ve sır perdesi aralanıyor.
Bir diğer hikâyemiz ise "Palto". Kitabın bu kısmında kendi halinde yaşayan ve kıt kanaat geçinen bir memurun hayat hikâyesi ele alınıyor.
Hikayeler çok güzel ve şahane (paltoyu daha önceden okumuştum) güzel sürükleyici, heyecanlı kitap. En güzeli de bana kalırsa Porte hikayesi (en efsanesi palto'dur ama)
Peter Handke Avusturya’nın Griffen kentinde doğmuş bir yazar, romancı, oyun yazarı, denemeci ve çevirmendir. Eğitim için 1961 yıllarında Graz Üniversitesi’nde hukuk öğrenimine başlamış ancak bir süre sonra edebiyata yönelmek için devam etmemiş.
20. yüzyılın ikinci yarısında Alman edebiyatının en yenilikçi ve aynı zaman da tartışmalı edebiyatçılarındandır. Çünkü 2019’da Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış ve İsveç Akademisi, Handke’yi dilsel yaratıcılığıyla insan deneyiminin sınırlarını keşfeden etkileyici bir yazar olarak ifade etmiş. Fakat ödül, politik nedenlerle büyük tartışmalara yol açmış.
En bilinen romanları arasında "Kısa Mektup Uzun Veda" (1972), "Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi" (1970), "Mutsuzluğa Doyum" (1972) ve "Karanlık Bir Gecede Sessiz Evimden Çıktım" (1997) yer alıyor. "Kaspar" (1967) adlı bir tiyatro oyunu da bulunuyor.
Handke’nin kalemiyle, 1975 yılında yazmış olduğu, Paris’in yazında ve sonbaharında geçen, "Gerçek Duyguların Saati" romanıyla tanıştım. İlk izlenim olarak, romanı okurken yoğun ve içe dönük bir metinle karşılaştım. Zaman zaman bazı cümleleri iki ya da üç kez okudum çünkü farklı bir ruh halini tanımlayan, karakterin iç dünyasını anlamayı kolaylaştırmayan tasvirler ve ifadeler vardı. Dış dünyadan kopmuş bir bireyin iç dünyasını ve gerçeklikle ilişkisini sorgulamamızı sağlıyor.
«İçinde bulunduğu o felaket havası içinde kendine dair hiçbir şey hissetmiyordu, ya da o kadar azdı ki, ötekilerde de aynı duygunun olduğuna inanıyordu.» S. 37.
Baş karakterimiz romanın merkezinde yer alan "Gregor Keuschnig" adında evli bir adamdır. Keuschnig’in eşinin adı "Stefanie", çalışmıyor ve evde odyovizüel Fransızca kursuna katılıyor. Agnes adında bir kızı var. Roman boyunca babasının dünyasındaki tek saf ve samimi varlık olarak dikkat çeken, dört yaşında küçük bir
Dorian Gray'in Portesi..Gerçekten etkileyici bir şaheser. Dorian'ı fark eden Basil, Ondan çok fazla etkileniyor ve bunun üzerine portresini yapıyor. Dorian kendi güzelliğini fark ediyor ve şu sözleri söylüyor "Keşke ben yaşlanmasam da portre yaşlansa” Lord Hannry'in kitapta "Etki" üzerine konuşması beni çok etkiledi. Bir kişinin üzerinde etkili olmak bir bakıma gayriahlakidir. Dorian, Lord Hanrryden çok fazla etkileniyor. Lord Hannry'in sözleri bende çok merak ettirdi.
Dorian zaman geçtikte değişiyor.. Hemde çok fazla değişime uğruyor.. Güzellik ve Haz içinede yaşama hissi onu çok fazla değiştiyor ki bu değişime bir bakıma yardım sağlayan Lord Hannry'in düşünceleri ve fikirler.
Porteyi saklıyordu Dorian dediği gibi olmuştu, o hep genç kalmıştı. Yaptığı tüm kötülükler portede iz bırakıyordu. Ancak son bölümde bıcağı alıp porteye sapladığında her şey tam tersine döndü ve Porte Dorian'ın o genç ve güzel halini gösterirken. Gerçek Dorian tanınmayacak hale gelmişti...
İçindeki cürümeyi, görmüş olduk.
Dorian Gray'in Portresi Harika, etkileyici bir kitap. Oscar Wilde
"Hayatı, hayal kırıklığı ile tanıdım ben."