“Ama hiçbir güzellik sonsuza kadar sürmüyor.” “Aksi de doğru” dedim. “Kötülük de, çirkinlik de, mutsuzluk da sonsuza kadar sürmez.” İnanmamış gibi bakınca, “Öyle değil mi?” diye üsteledim. “Öyle, sürmez ama giderken de bedenimizden, ruhumuzdan bir şeyler götürür.” dedi. Boş kadehi masaya koymuştu.
Melankolimi ve öfkemi gizlemek için büyük çaba sarf ettim ve bunun yerine kendime masum bir neşe havası geliştirmeye adadım. Böylece yavaş yavaş eksantrik bir soytarıya dönüştüm. İnsanları güldürdüğü sürece ne olduğu fark etmeksizin her şeyi yapabilirdim. Onları güldürebilirsem, onların “hayatlarına” gerçekten uymamamı önemsemezler diye düşündüm.
Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. Ama Horiki konuşurken birden anladım. “Toplum dediğin şey sen değil misin?” (Toplum bunu kabul etmez.) (Toplum değil. Sen kabul etmezsin değil mi?) (Eğer böyle yapmaya devam edersen, toplum sana iyi davranmaz.) (Toplum değil yani. Sen.)
Belki de ruh sayısız duyguyu bir anda tattıktan sonra tatmin olmuyor, huzursuzlanıyor ve nihai bir bitkinliğe varıncaya dek, her defasında artan bir şiddetle yepyeni duygular tatmak istiyordur.
Sayfa 140 - Hasan Ali Yücel Klasikleri·Kitabı okudu
…Küçük oğlanı da köle veya asker olarak satarlar ve parayı da ana sermayeye katarlar. Gerçekten burada böyle yapılıyor, araştırdım bile. Bütün bunların nedeni de namus, aşırı bir namus; öyle ki satılan küçük oğlan sırf namus uğruna satıldığına yürekten inanıyor… İşte ideal dedikleri budur, kurbanın ölüme götürülürken bile sevinmesi.
Sayfa 31 - Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, İş bankası·Kitabı okudu