Djuna güldü. Kocaman, masalsı gözleri vardı, karanlığı aydınlatan bir çift parlak akuamarin; öyle derin gözler ki, insan bir denize, bir duygu okyanusuna düşer gibi onlara düşebileceğini sanıyordu. Sonra bu gözler el eden, çeken, yutan
deniz olmaktan çıkıyor, olağanüstü bir sezgi, farkındalık ve algıyla dolu deniz fenerlerine dönüşüyordu. İşte o zaman, insan kendi kaosunun aydınlatıldığı, biçim değiştirdiği duygusuna kapılıyordu. O mavi, saydam bilyelerin aydınlattığı
her nesne, bir anlam kazanıyordu.
O, tutkuya teslim olmaktan korkan bir kadındı artık; kendini daha büyük güdülere bırakamadığına göre, en küçük dürtülere de teslim olmayacaktı; mücadeleyi bırakamazdı -hasmı haklı olsa bile. O bir savaş uçağında yaşıyordu. Yaşamın akışına direnmek, o büyük direnç, daha küçük inatlaşmalarla, yani başkalarının iradesine direnmekle aynı şeydi; en küçük mesele, en büyük sorunla eşdeğerdi. O ilk aşamalarda kendini tutkuya açmadığı, kendini bu zevke kapadığı
için, ileriki aşamalarda boyun eğmenin zevkinden de yoksun
kalıyordu. Kadınsı zevklerin bütün kaynaklarını yasaklamıştı
kendine: işgal edilmenin, fethedilmenin tadını. Savaşta düşmanı kıskıvrak kuşatmak zorundasın. Düşmanın en küçük
kıpırtısının bile, tek bir yorumu vardır: tehdit. Savaşın gerçek, can alıcı yanının, tutkunun istilasına karşı benliğini korumak olduğunu göremiyordu. Onun düşmanı, onu ele geçirmekle tehdit eden aşıktı. Lillian olanca gücünü küçük muharebelerde yoğunlaştırıyordu; hangi lokantaya, hangi filme gidileceği, kimin davet edilip kimin ziyaret edileceği
gibi kararlarda, bir tartışmada ya da bir insanın tahlilinde son sözü söyleyen olmak, o geceki bütün sıradan çekişmeleri kazanmak.
Bütün bu saptırmalar, çarpıtmalar yoluyla zayıflığını, o büyük sırrı,
hem kadından gizliyordu hem de kendisinden. Sır saklandı.
Yanılsama, bu ölümcül gizi saklamak için ağını onların aşkının çevresine ördü. Lillian, sen çok güçlüsün; sen Gerard, sen yeterince güçlü değilsin: Bu gerçek onları yok edebilirdi.
Gerard (tıpkı bir kadın gibi) sahte, yalan gerekçeler sundu. Lillian sahte gerekçelere kanmadı. Daha derin bir gerçek olduğunu seziyor ama bunun ne olduğunu bilmiyordu.
Öpüştükleri zaman kadın bir esrimeyle sarsıldı, erkekse
korkuyla.
Gerard büyülenmiş, korkmuştu. Ele geçirilme tehlikesiyle
karşı karşıyaydı. Neden tehlikedeydi, peki? Çünkü o zaten
annesinin mülkiyetindeydi ve aynı anda iki kişiye ait olmak
demek sıfırlanmak, yok olmak demekti.
Lillian anlayamıyordu. Bunlar iki farklı aşktı ve çelişmeleri, çatışmaları mümkün değildi.