Çoğumuz, ki buna ben de dahilim, Mehmet Rauf'u, Türk edebiyatının ilk psikolojik roman örneği olan "Eylül" romanıyla tanıyordur. Fakat yazarımız ilklere doymamış olacak ki, bu kitabını da "edebiyatımızın ilk erotik roman örneği" olarak sunmuş bizlere. Neden böyle bir şey yapmaya ihtiyaç duymuş, demin de dediğim gibi, derdi edebiyatımıza hep "ilk"lerin örneklerini sunmak mıymış, yoksa başkaca bir amaca mı hizmet ediyormuş yazdığı kitap, kendisi kitabın "Başlamadan Evvel" kısmında bu konudan detaylıca bahsetmiş zaten. Bu kısımlarda bolca zevk vaadinde bulunmuş, ki bence bu zevki de alıyorsunuz okurken. Daha başlamadan evvel zihnimde bu kitabı Bir Kadının Zevk Anıları kitabıyla -ister istemez- kıyaslayacağımı biliyordum fakat üstü kapalı bir şekilde ifade etmek gerekirse, o kitap uzun metraj bir konulu film niteliğindeyken bu, "kaderin cilvesi"vari bir kesişme ile harmanlanmış, nispeten kısa metraj bir konulu film kıvamındaydı. Gelelim yazılış amacına. Amiyane tabirle ve de kısaca ifade etmek gerekirse, yazarımız diyor ki, lan gün boyu hayatın keşmekeşinde kıvranıyor, siyaset, miyaset veyahut içi boş safsatalar okuyarak hayatınızı cehenneme çeviriyorsunuz zaten, alın ben size içinizi gıdıklayacak bir şeyler yazayım da onu okuyun, biraz olsun kafanız dağılsın, uzaklaşın can sıkıcı şeylerden... Yine de bu kurgunun can sıkıcı yeri yok muydu derseniz, başlıca can sıkıcı noktası, kurgumuzun "Zambak" kızının reşit olmayan bir kızcağız oluşuydu. Yaş taş çatlasın 15-16... Bunun yanında başlarda tam bir abazana bağlayan erkek karakterimiz, sonrasında merkezdeki karakterler şekillenince biraz daha odağını buldu ve kurgu da yerine oturdu bence.
Kısa keselim. Türe merak duyan veya "ben ne olsa okurum, edebi erotizmden falan da rahatsızlık duymam" diyen okurlar okuyabilirler. Kısacık bir hikaye
Bir zamanlar 'Yalnızlık Cehennemi' adlı bakır baskı bir resim görmüş, tuhaf bulmuştu. Bir adam, havada asılıydı ve gözleri korkuyla kısılmıştı. Adamı çevreleyen mekan, boş olmak bir yana, ölülerin yarı şeffaf gölgeleriyle kımıldamaya fırsat vermeyecek şekilde kaplanmıştı. Ölülerin her biri farklı bir ifade
takınmış, diğerlerini itip kakarak adama bir şeyler söylemeye
çalışıyorlardı. Bunun 'yalnızlık' olarak adlandırılmasının nedeni neydi acaba? O zaman, resmin yanlış adlandırıldığını düşünmüştü ama şu an çok net olarak anlayabiliyordu. Yalnızlık, hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur.
...öf be, öf be! Zirveyi bulmuşumdur herhalde diyordum ama hala yokuşun ortasındayım... Yok, öyle değil... Burası artık düzlük...
Öyleyse, kerteriz olarak belirlediğim ışıklar nereye gitti?
Elbette adam da, saf bir cinsel ilişkinin var olabileceğini düşünecek kadar romantik değildi. Öyle bir şey, ölümle pençeleşmedikten sonra mümkün değildir... Kurumaya başlayan bambu telaşla tohum verir... Aç fareler, hareket halinde kana bulanarak ilişkiye girer... Verem hastaları istisnasız seks manyağı
haline gelir... Geriye merdivenlerden inmekten başka bir şeyi
kalmamış hükümdarlar, canla başla harem kurmaya çalışır...
Düşman saldırısını bekleyen askerler, son anlarını bile değerlendirerek mastürbasyon yaparlar...