Beden hem kurtuluşun hem de nefretin yeridir; ya fosil olarak ortadan kaldırılır ya da talihsiz bir müsvedde olarak düzeltilir. Sağlık ütopyası (Sfez, 1995) bir beden ütopyasını varsayar; mükemmel sağlık, mükemmel olmasa da ihtişamlı bir beden gerektirir ki bu da postmodern dünyanın dinsel mercileri olan şu biyoloji mühendisleri, hekimler ve araştırmacılar —yüzyıl dönemecinin şu göz boyayıcı efsanesini cisme büründürenler— tarafından gözden geçirilmiş ve düzeltilmiş bir bedene ihtiyaç duyar. Ama bedenin sonunun kaçınılmaz olduğu yönündeki bu kendinden geçmiş söylemleri yalanlayan, insanlık halinin sonsuz kırılganlığını hatırlatan gerçek de bir o kadar canlıdır. En yetkili ve en iyi donanımlı hayal gücü bile harika söylemleri içinde ölümü yok edemez. Ne mutlu ki dünyanın tadını kaybetmeyecek kadar etten ve kemikteniz hâlâ!
Sayfa 235
Alıntı
"Bauman'ın tabiriyle "Her gün kendini aldatma ve küçük görme riskiyle yaşamak kolay değildir." Bu riski mümkün olduğu kadar ötelemek için postmodern toplumun icadı koçluklar türemiştir her yerde: yaşam koçu, kariyer koçu, para kazanma koçu, mutlu olma koçu, diyet koçu, spor koçu, eğitim koçu, sınav hazırlık koçu... Sürekli performans üzerinden ölçülmek tükenmişlik sendromlarını körüklediği için dini ve manevi danışmanlık alanı da koçluk sistemine ayak uydurmak zorunda kalır. Ne de olsa kendini özel hissetmek isteyen bireye yönelmiş bu koçlar aleminde kurumsal din oldukça ağır kalır."
Sayfa 61 - DEM Yayınları·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Bireycilik insandan milyarlarca oyun arasında kurallarını kendi koyduğu bir oyunu işler kılmayı başarabilecek performans beklemektedir. Bu nedenle okullar, iş yerleri vb. her yer bir rekabet, performans ve yarış sahnesidir."
Sayfa 53 - DEM Yayınları·Kitabı okuyor
Yalnız okullar değil, edebiyat alemi de genç insanlan oku­maktan soğutmak için elinden geleni yaptı. Çok derin ve en­telektüel görünmek isteyen yazarlar, sanki biz zavallı faniler için gönül indirerek yazmak lütfunda bulunuyorlardı. Kitap­larda uzun, upuzun, içinden çıkılmaz cümlelerle, olay örgüsü olmayan ve karakterlerin ancak silik bir gölge gibi kaldığı bi­çimsel denemeler yaptılar. Sonra da sayfalarını bin bir gerek­siz ayrıntıyla doldurdular. Bunların içinde, bakkala giderken yaptığı alışveriş listesi­ni yayımlayanlar bile oldu. (Gülmeyin, bu bir gerçek.) Sonra da bu beceriksizliği, bu tıkızlığı "postmodern" falan gibi caf­caflı lafların arkasına saklayıp, acemi bir piyanistin sürek­li tek bir tuşa basıp "Siz anlamıyorsunuz, bu çağdaş müzik" demesi gibi saçmalıklarla uğraşır olduk. Veya kuş resmi bile çizemeyen bir ressamın tuvalin ortasına küçük bir kırmı­zı leke yerleştirip "Önemlidir, çünkü o lekeyi oraya BEN koy­dum" diye kendini Güzel Helen'in yanağına ben konduran bir Tanrı mertebesine yükseltmesi gibi saçmalıklarla... Yani tam bir şarlatanlar döneminin göbeğindeyiz.
Sayfa 14·Kitabı okudu
Kullanılarak tüketilmiş olan fragmanların geri dönüşümüne dayanan bu yorgun ve ruhsuz tarz, sanattaki gelişimin sona ermekte olduğunu gösterir. Daha da önemlisi, sembolik olanın global ölçekte yitirdiği değer karşısında, postmodern sanat yeni semboller yaratma yetisinden yoksundur ve zaten böyle bir çabaya da nadiren girmektedir.
Postmodern insanlar artık dine muhalif ya da hasım değiller, daha ziyade kayıtsız, ilgisiz ve umursamazlar.