Söylenceye göre, Eros'un oğlu Pothos ulaşılması mümkün olmayan emeli temsil ediyordu. Pothosun emelleri, sadece daha iyi, kusursuz bir dünyada gerçekleşebileceği için ölümle de özdeşleştirilmişti. Sözgelimi, Yunanlılar ölülerinin mezarlarına 'pothos çiçeği' bırakmayı adet haline getirmişlerdi. Tarihçiler de, İskender'in, imkansız olanı yapmak arzusuyla, tıpkı soyundan geldiği Akhilleus gibi, bunun için gerekirse genç yaşta ölmeyi göze aldığına inanıyorlardı.
X. yüzyılın ileri dönemlerinde yüksek bir maliye görevlisi olan magistros Symeôn, belki bir keşiş ve belki de sadece ortak bir tinsel peder aracılığıyla erkek kardeşi olan birine şöyle yazmaktadır örneğin: "Seni, onca tatlı beraberliğini hatırlayarak sürekli olarak benimle birlikte, ruhumda taşıyorum, arzuladığım kardeşim." Aynı kişi, daha ileride şöyle yazmaktadır: "Çok sevgili mektubunu aldım ve harflerinin arasına gömüldükçe hissettiğim aşk (eros) artıyordu." Alıntıları çoğaltmak ve aynı zamanda yüreğin sözcük dağarcığını saptamak mümkündür. "Arzu" (pothos) namevcut kişiye duyulan arzudur, cinsellikten değil nostaljiden kaynaklanmaktadır, "sevencenlik" (agape) yoğun ama özgül değildir, "aşk" (eros) birtakım sorulara yol açar gibi görünmekle birlikte, yazının bütünü okunduğunda bunlar kaybolmaktadır. Yazının tamamı, toplumun iyi okullardan yetişmiş kaymak tabakasında, duygulara ilişkin söylemin bizimkinden daha başka ve göreceğimiz gibi, aynı zamanda o dönemin keşişlerininkilerden de daha başka sınır çizgileri izlediğini düşünmeye yöneltmektedir.
X-XI. Yüzyılda Bizans/Özne-Ben ve Ötekileri/Dostlar·Kitabı okudu
Pothos. Bizde olmayana veya erişilemez olana arzu anlamını taşıyor; acı çekmemize yol açar çünkü dindirilmesi mümkün olmayan bir arzudur. Hem aşkına karşılık bulamamış aşıkların huzursuzluğunu hem de ölmüş bir kişiye karşı dayanılmaz bir özlem duyduğumuzda hissettiğimiz matem acısını andırır.