‘İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.' Ne anlamlı bir söz değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil! Evet kim düşünürse, kim düşünceyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri noktaya ulaşabilir, ne var ki, karayla suyu değiş tokuş etmiştir böyle biri ve bir gün gelir suda boğulur.
Kendine Ait Bir Oda , Virginia Woolf ’un kadınların kurmaca yazarlığı konusundaki kısa serüveniyle ilgili araştırma yapmak için gittiği kütüphaneye yanında bir erkek olmadan alınmamasıyla başlar.
Bu girişle bile en baştan bir kadının neden bir erkeğe nazaran yazar olmak için daha çok çaba sarf etmesi gerektiği gösterilmiş olur. Eser boyunca da genel olarak her alandaki kadın ve erkek eşitsizliğinin özellikle kadınların edebiyatta yer alamamaları durumundaki etkisi sosyal, ekonomik, psikolojik etkileriyle incelenmiştir. Kadınlar neden daha az yazar, kadınların yazdıkları neden küçümsenir ve tüm bunların önüne nasıl geçilebilir gibi sorulara yanıt aranmıştır.
Kendine Ait Bir Oda kitabına adını veren fikirden başlamak yerinde olacaktır. Virginia Woolf kitabın ilk sayfalarında bize “Eğer kurmaca bir metin yazmak istiyorsa, bir kadının parası ve kendine ait bir odası olmalıydı.” diyor.
Yazar kurmaca yazarlığın kadınlarla olan ilişkisiyle özellikle ilgilenir. Bunun kadınların yüzyıllardır hem fiziksel açıdan hem de zihinsel açıdan aşağı görülmesi, eğitimsiz ve parasız bırakılmaları, çok erken yaşta evlendirilmeleri ve seçim şanslarının olmaması, edebiyatla ilgilenmeleri için fırsat bulamamaları ve bulsalar da küçümsenmeleri gibi çokça sebebi vardır. Virginia Woolf tüm bunları bizlere aktarırken tarafsız olmak, kendi cinsini övmemek, erkekleri aşağılayıcı herhangi bir tabirde bulunmamak için çok özen gösterir. Çünkü onun derdi her iki cinsten hangisinin daha üstün olduğunu kanıtlamak ya da erkek ve kadınlarla ilgili kesin hükümler ileri sürmek değildir.
Yazar kadınların edebiyatta ne kadar var olabildiklerini inceleme aşamasında kadınların 19. yy. öncesinde yalnızca tek tük roman ve şiir kitapları yazabilmiş olmalarına karşın bu azınlığın da yine erkekler tarafından eleştirildiğini ya da