Yani benim için, insan davranışları şu an bile hâlâ gizemini koruyor. Benim kendi mutluluk anlayışım ile dünyanın mutluluk anlayışının uyuşmuyor olabileceğinin verdiği anksiyete, geceleri yatakta dönüp dururken sesler çıkarmama ve hatta delirmeme bile neden oluyordu. Ben gerçekten mutlu muyum?
Şüphesiz emin olduğum şey, insan ruhunun derinliklerinde, çözemediğim daha korkutucu bir şeyin yatıyor olmasıydı; arzu desem değil, kibir desem değil, şehvet ve arzuyu yan yana koyup söylesem, o da değil.
En uç durumlarda serbest bir seçim yapılabilir mi? Bu adımı atma özgürlüğümüz kısıtlanmış olabilir. Bir perspektif yanılsaması hayata bakışımızı kaydırmış olabilir, bazı şeyler bu nedenle tamamen anlamsızmışçasına kapkara görünebilir, aşk ıstırabında olduğu gibi; veya anlamla dolu, pespembe görünebilir, aşk coşkusundaki gibi. Hayat nasıl bir şeydir sahi?
İnsan zaten hayatı reddedebilen bir mahluktur. Yaşama mecburiyeti, yaşamak zorunda olma yükümlülüğü, anlaşılır bir kavram değildir. Ölmeyi tercih etmek, yaşama sanatının bir seçeneğidir.