"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider... gelir gider gelirdi..."
Kitap Yedigey adındaki roman karakterin eski ve yakın arkadaşı Kazangap'ın vefatının haberi ile başlıyor ve onun vasiyeti üzerine Ana Beyit mezarlığına gömülmek için oraya başlayan bir günlük yolculuğu anlatan bir kitaptır. Fakat içe içe geçmiş helezonik vaka ile anlatılması bizi farklı noktalara götürüyor. Yedigey bu yolculukta sürekli anılarına gidiyor. Bu yolculuğun sonunda ne yazık ki arkadaşını gömmek için götürdükleri Ana Beyit'e bir uzay üssü kurulmuş olmasıyla karşılaşıyorlar.
Öncelikle kitapta geçen coğrafi bölgeyi yazar o kadar iyi anlatmış ki.. Öyle ki Kırgızistan'ın uçsuz bucaksız, kuş uçmaz kervan geçmez Sarı Özek bozkırının yazın o deli sıcağı ve kışın o keskin soğuğu sanki derinize işliyor gibi bir anlatım söz konusu. Aytmatov kitapta ulusal ve toplumsal konulara sürekli olarak gönderme yapıyor. Bunu size açık açık değil sembollerle, kavramlarla aktarıyor.
Cengiz Aytmatov, romanda bir Nayman Ana efsanesinden bahsediyor. Efsaneye göre barbarJuan-Juanlar Orta Asya bozkurlarını işgal ettiği bir dönemde, tutsaklarına inanılmaz acı veren korkunç bir işkence yapmaktadırlar. Bu işkence yöntemi insanların hafıza kaybına veya delirmesine sebep olur. Bu yöntem 'Mankurtlaştırma' olarak isimlendirilir. Bu adı geçen Juan-Juanlar önce esirin başındaki saçı kazıyıp saçlarını tek tek kökünden çıkardıkları, daha sonrasında yeni kesilmiş devenin derisini esirin kan içinde olan başına sımsıkı bağlandığı anlatılır. Bu işkenceye maruz kalanlar ya ölür ya da hafızasını yitirir ve bir köleye dönüşür. Ölünceye kadar geçmişini hiçbir şekilde hatırlamazlar. Ne anasını babasını ne ülkesini ırkını.. Hiçbir şeyini.
İşte Aytmatov'da bu mankurtlaşma olayına dikkat çeker. Ona göre insanın
Servet-i Fünun Dönemi romanlarından belkide en iyisi..Bilindik bir son olmasına rağmen kitap bittiğinde hüzünlendim. Kitaba edebi açıdan bol bol doyuyorsunuz. Halit Ziya'nın o muhteşem türkçesi bizi o edebi hazza ulaştırıyor fakat bazıları için ağır gelebilir, sıkabilir. Karakterlerin ruh tahlilleri, buhranları etkileyici bir dille zihninize yerleşiyor. İkinci Abdülhamid döneminin o hasta ruhu kitaba da bulaşmış bulunuyor. Karakterlerimizin hepsi ince, hassas ve kırılgan. Hatta Nihal in o zayıf ruhu sizi bunaltabilir, fazla şımarık gelebilir. Dönemin baskıcı sistemi yüzünden yazarın kitaplarında ne kadar sosyal olaylara yer verilmediği söylensede her biri sembollerle gizlenmiş olarak karşımıza çıkıyor. Natüralist akımını romanına en iyi şekilde aktarıp tezlerle önümüze sunuyor. Örneğin gen aktarımı en güzel örneğidir. Bihter karakteri ne kadar annesine benzemekten kaçsada onun damarlarında Firdevs Hanım'ın kanı akmaktadır. O Firdevs Hanım'ın kızıdır. O ne kadar bunu inkâr etse de bir yerde kabullenir. Nihal karakteri de hastalıktan ölen annesine benzemektedir. Zayıf, hastalıklı bünyesini annesinden kapmıştır. Yazar bunun gibi bir çok tezi anlatmak istemiştir. Kitaptaki çoğu olaylar Adnan bey in yalısında geçer. Bu da aslında o dönemdeki toplumun içlerine çekilişinin bir göstergesidir. Kitabın konusu bildiğimiz gibi Bihter ve Behlül'ün yasak aşkı ve ihanetiyle başlayıp acı bir intihar ile son bulur. Kitap 22 bölümdür ve Bihter 22 yaşında canına kıyar. Yani eser Bihter'in yalıya gelişi ile başlayıp o yalıda ölmesiyle sona erer.
Kitap bir çoğunuzu yarıda bırakmaya zorlayabilir ama bence mutlaka okumamız gereken önemli bir eser olduğunu düşünüyorum. Özellikle o dönem sanatçılarının sanki kapana sıkılmış halini kitaplarına yansıtmaları bu açıdan çok önemlidir. Çünkü iç
Kitabı bitirdikten sonra içim burkuldu. Tam olarak bunu hissettim. Zaten Sabahattin Ali'nin kitaplarının sonu böyle buruk biter bu da onlardan farksızdı. Roman iki ana karakter üzerinden gider. Yakışıklı, ağzı iyi laf yapan, hayatı boş bir uğraş olarak gören Ömer ve görür görmez vurulduğu Macide. Macide Balıkesir' den İstanbul'a gelip bir müzik okulunda tahsil görmektedir. İnce ruhlu, zeki ve merhametli bir kızdır. Kitapta Ömer 'in iç hesaplaşmasını ve yaptığı her kötü uğraşın bedelini içindeki şeytana yüklediğini okuruz. Kitapta aynı zamanda sadece Ömer in değil Macide' nin de iç sesini okuruz. İkisinin hayatı bir noktada birleştikten sonra evlenirler fakat hiçbir şey istedikleri gitmez. Hem birbirlerine bir o kadar yakın hem de çok uzaktırlar. Fakat kendilerinde başka kimseleri de yokturHayat görüşleri de bir yerde farklıdır. Sadece iki kişinin aşkı değil aydın insan çatışmalarını, maddi yokluğu, elde edince insanların birbirini ne şekilde kaybettiğini okuyacaksınız bu kitapta. Sizi ne kadar etkiler bilmem ama sonunda buruk bir tebessümle kitabı kapatacaksınızdır. Aynı zamanda İstanbul tasvirleri çok hoşuma gitmiş kitaptır.. (ilk incelemem biraz acemi olabilir :) ) İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali