... Kendimi asla alçaltmayacak ve alçalmayacaktım; kendimi bir daha asla suçlamayacak ve suçlu hissetmeyecektim; bir daha yitirmekten acı duyacak kadar sevmeyecektim kimseyi.
Sándor Márai’nin o sarsıcı monologları ve ruhun en kuytu köşelerini deşen cümleleri artık zihnimin bir parçası gibi. İşin Aslı, Judit ve Sonrası, Buda'da Bir Boşanma ve Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ın ardından; Bolzano’da Son Sahne’den hemen önce okuduğum bu kısacık roman, yazarın dünyasına dair o tanıdık hissi ruhuma iyice mühürledi.
Eszter'in Mirası, sadece bir aşkın ya da kaybın hikayesi değil; bir irade kaybının ve felakete bile isteye yürüyüşün sarsıcı anatomisi. Lajos gibi bir dolandırıcının, bir "laf ebesinin" peşinden sürüklenen o trans hali; aslında sadece Eszter’in kişisel trajedisini değil, boş vaatlerle büyülenip kendi yıkımına koşan kitlelerin o hipnotik teslimiyetini simgeliyor.
Kısacık bir metne sığdırılan bu devasa alt metin, bizi en can alıcı soruyla baş başa bırakıyor: İnsan, kendisini mahvedeceğini bildiği bir güce neden karşı koyamaz? Márai bize bir kez daha hatırlatıyor; bazen en büyük miras, birinin bizde bıraktığı o taşınması imkansız ama vazgeçilmesi de teklif dahi edilemez kederli bir boşluktur…
Bu sarsıcı yolculuğa şimdi, aslında özkurmaca olduğu için belki de en başta okumam gereken Bir Burjuvanın İtirafları ile devam etmek istiyorum…
Sándor Márai’nin o sarsıcı monologları ve ruhun en kuytu köşelerini deşen cümleleri artık zihnimin bir parçası gibi. İşin Aslı, Judit ve Sonrası, Buda'da Bir Boşanma ve Mumlar Sonuna Kadar Yanar’ın ardından; Bolzano’da Son Sahne’den hemen önce okuduğum bu kısacık roman, yazarın dünyasına dair o tanıdık hissi ruhuma iyice mühürledi.
Eszter'in Mirası, sadece bir aşkın ya da kaybın hikayesi değil; bir irade kaybının ve felakete bile isteye yürüyüşün sarsıcı anatomisi. Lajos gibi bir dolandırıcının, bir "laf ebesinin" peşinden sürüklenen o trans hali; aslında sadece Eszter’in kişisel trajedisini değil, boş vaatlerle büyülenip kendi yıkımına koşan kitlelerin o hipnotik teslimiyetini simgeliyor.
Kısacık bir metne sığdırılan bu devasa alt metin, bizi en can alıcı soruyla baş başa bırakıyor: İnsan, kendisini mahvedeceğini bildiği bir güce neden karşı koyamaz? Márai bize bir kez daha hatırlatıyor; bazen en büyük miras, birinin bizde bıraktığı o taşınması imkansız ama vazgeçilmesi de teklif dahi edilemez kederli bir boşluktur…
Bu sarsıcı yolculuğa şimdi, aslında özkurmaca olduğu için belki de en başta okumam gereken Bir Burjuvanın İtirafları ile devam etmek istiyorum…
Solvej Balle, Hacim Hesabı Üzerine - I. Cilt ile beni tam 18 Kasım’da, o bitmek bilmeyen döngünün içinde bıraktı. Ama sakın aklınıza klasik, eğlenceli zaman döngüsü klişeleri gelmesin. Bu kitap; aksiyondan ziyade insanın varoluşunu, nesnelerle olan bağını ve dünya durduğunda bizim o dünyanın içinde gerçekte ne kadar yer kapladığımızı sorgulatan felsefi bir keşif.
Tara Selter’ın her sabah aynı güne, aynı dünyaya ama her seferinde daha da ağırlaşan bir "ben"le uyanışını izlemek müthiş bir yabancılaşma hissi yaratıyor. Zamanın sadece takvimden ibaret olmadığını, aslında zihinsel bir kütlesi olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Minimalist, sessiz ama yarattığı o klostrofobik atmosferle çok özgün bir metin.
Zamanın akışına değil de o akışın içindeki "insan olma" sancısına odaklanmak isteyenler için çok farklı bir deneyim. İkinci ciltte bu hesap nereye varacak, merakla bekliyorum..