Prof. Hamid Algar'ın tespit ve ifadesine göre de, Nakşibendiyye'nin, Müceddidiye kolu vasıtasıyla Arap ülke-Terine iyice yerleşmesi, Hâce Muhammed Mâsum'un iki hali-fesi sayesinde olmuştur. Bunların ikisi de Buhârâlıdır ve Hindistan üzerinden Arap ülkelerine göç etmişlerdir. İlki, Şeyh Ahmed Cârullah Cüryani'dir (vefatı: 1704). 'Yekdost' la-kabıyla tanınmış, Mekke'de ikamet etmiş ve Yemen'den Kı-rım'a kadar uzanan geniş coğrafyada pek çok mürid ona intisab etmiştir. Fakat ikinci halife Muhammed Murad el-Buhâri, daha önemli bir isimdir. Buhâri, Hâce Muhammed Masum'dan icazet aldıktan sonra Şam'a yerleşmiştir. Birkaç kere de İstanbul'u ziyaret eden Buhâri, 1729'da vefat etmiş ve Ebu Eyyub Ensari'nin kabrine yakın bir yerde defhedilmiştir.
Bundan kısa bir zaman sonra, Osmanlı Başşehrinde, onun adıyla bir Nakşi tekkesi kurulmuş (Muradiye Tekkesi), böylece İstanbul, Nakşibendiyye-Müceddidiye kolunun merkezi haline gelmiştir. Muradiye Tekkesi, uzun bir süre İstanbul'un en önemli ilim ve tasavvuf merkezlerinden biri olmuştur.
Birkaç gün önce ölen Prof. Caferoğlu Ahmet, Türk kültür hayatına büyük hizmet eden Dış Türkler'den biriydi. Son kırk elli yılda, Türkiye'de yaşayıp da millî kültür ve sanat alanında seçkin yer tutanlar arasında Dış Türklerin çokluğu dikkati çeken ve üzerinde durulması gereken bir konudur. Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmed, Ayaz İshakî, Zakir Kadiri, Abdullah Battal Taymas, Sadri Maksudi, Reşit Rahmeti Arat, Akdes Nimet Kurat, Ahmet Temir, Zeki Velidî Togan, Abdül-kadir İnan, Mehmet Sadık Aran ve diğerleri gibi Caferoğlu Ahmet de Kara ve Kızıl Moskoflardan can-larını kurtararak Türkiye'ye yerleşen ve siyasî mücade-leye de katılmakla beraber özellikle kültüre hizmet eden değerli Dış Türklerden biriydi.
Milletlerin kaderini tayin eden ve huzur ve refaha doğru yol almasını sağlayan hadise “milli uyanış”
olarak ifade bulur. Milli uyanışa giden yol ise yüksek
ahlak, çok çalışmak ve üretmekten geçer ki bu ancak
sağlam temellere dayanan bir eğitimle mümkündür.
Eğitim sistemini sağlam temeller üzerine inşa edemeyen toplumların kaderi ne yazık ki hüsrandır. Fertlerinin çalışmadan, üretmeden refah içinde yaşamanın yollarını aradığı [genellikle de bulduğu] toplumlar, özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını kaybetmekle yüz yüze kalırlar. - Prof. Dr. Karamehmet YILDIZ
Sonuçta ortaya çıkan yüzde 91,4 oranındaki yüksek "Evet" oranını sadece bu tedbirlerle açıklamak yeterli değildir. Unutulmamalı ki, Demirel ve Ecevit yeni anayasayı meşru saymadıklarına dair işaretler vermişlerdi. 1961 Anayasası'na, ciddi bir örgütlü yapıya sahip olmayan o dönemin toplumundan bile yüzde 39 "Hayır" oyu çıktığı anımsandığında, 82 Anayasası'na verilen yoğun destek daha iyi görülebilir. Toplumun, 12 Eylül öncesi "kardeşin kardeşi öldürdüğü" günlere dönmek istememesi bir neden olarak azımsanmamalıdır. Toplum, bu kaostan bir şekilde kurtulmak istiyordu. Yüksek evet oylarında darbecilerin tek yanlı propaganda imkanlarının etkisi ise yadsınamaz.
12 Eylül Anayasası bir tepki metniydi. Yürürlüğe girdiğinden bu yana,
Anayasa'yı hazırlayan komisyonun başkanlığını yapan Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı dahil, Anayasa'yı eleştirmeyen neredeyse kalmadı. Özellikle 1987'den sonra Meclis'te yer alıp Anayasa'yı şiddetle eleştirmeyen ve acilen değiştirilmesi gereğinin altını çizmeyen hiçbir parti yoktu. Ne var ki, Anayasa'nın yürürlüğe girdiği tarihten yeni Milenyuma girilen döneme kadar kapsamlı değişiklikler yapılamaması çok şey anlatır. Bu siyasî partilerin uzlaşma yoluyla oyunun kurallarını değiştirme anlamında çok mesafe alamadıklarını gösterdiği gibi, özellikle iktidar partilerinin Anayasa'nın kimi "avantajlarından" oransızca istifade etme büyüsünden uzaklaşamadıklarını da gösterir. Özellikle 1991 seçimleri öncesi DYP ve SHP'nin öne çıkardıkları söylemlere bakıldığında, bu partilerin kurdukları ortak hükûmetin köklü anayasa değişiklikleri yapabileceği beklentisi oluşmuştu. Ama dağ fare doğuracaktı. Bunu sadece anayasayı değiştirecek çoğunluklarının olmaması ile açıklayamayız. Dönemin politik ve iktisâdî koşulları da bu eylemsizliğin nedenleri arasındadır.
Ardından uygulanacak tedavi yöntemini ve kullanılması ge reken ilacı söyledi:
"( ... ) Karnındaki asidin boşaltılması için hastanın bedenine idrar söktürücü mahiyette olan 'Salyrgan' ilacının enjekte edil mesi gerekir:' Hekimler şaşırdı. İlacı ilk kez deneyeceklerdi. 52 Atatürk'e "Salyrgan" veren Prof. Hans Eppinger