Tenis kadınlar arasında daha da yaygın bir spor olur. Tenis kulüpleri daha küçüktür, daha ucuza yönetilirler ve golf kulüplerinden daha iyi yerlerde konumlanmışlardır. Özel kız okullarında tenis eğitimi verilir; karışık çiftler maçları evlenecek yaşa gelmiş gençlerin birbirleriyle tanışması için harika bir fırsattır. Kadın tenisi kısa süre içinde Wimbledon'da kendine yer edinir ve "küçük mucize" Lottie Dod orada on beş yaşında, teklerde beş şampiyonluğundan ilkini kazanır. Hokey oyuncusu, golfçü, patenci ve olağanüstü bir okçu olan Lottie Dod çağdaş zamanlarda, spor alanındaki ilk kadın kahraman olur. Kaldı ki alışılmadık bir profil çizer ve orta sınıf kızlar için bir model olarak görülmez. İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da ve ABD'de serbest mesleklerle uğraşanlar ve işinsanlarının seçkin tabakası tenisi gerçek anlamda evlilikle ilgili bir pazara dönüştürür. Bir genç kız için, kortta iyi oynamaktansa zarif ve çekici olmak daha önemlidir. "Birçok Fransız hanımı tenis oynuyor" "ama onlar arasında iyi oynayana ender rastlanıyor." diye yazar 1903 tarihli İngilizce bir kılavuzda. Kadınlar hâlâ elbiseli, şapkalıdır, uzun kollu bluzlar giyerler. Oyunun gerekliliklerinden ziyade başka hedefler belirler onların giyimini. Kadın tenisi öyle bir başarı kazanır ki, erkekler kimi zaman bu sporu yapmaktan rahatsız olurlar: "Bu oyun tembellere, zayıflara uygun, ama kürekçilikle ya da daha soylu sporlarla uğraşan erkeklerse çimlerin üstünde tenis oynamaktan utanırlar" diye yazar, 1878 tarihli Harvard öğrenci gazetesinde. Aslında tenis bir kadının zinde ve sağlıklı olduğunu gösterecek kadar bedensel güç, hareketlilik gerektirir, ama onun doğurgan ve dekoratif kimliğini değiştirecek kadar değil.