Saçma sapan hesaplar dururken kendi hâlinde takılıp gerçekten okuyan, düşünebilen, amacı etkileşim kurmaktan ziyade bir şeyler paylaşmak, dile dökmek olan hesapları kapatan bir platforma döndü burası. 'Çivisi çıkmak' dedikleri bir söz vardır tam da o noktada aslında. Yaptıklarına bakılırsa çivisi çıktı buranın. Gerçekten diyecek bir şey bulamıyorum artık. En kısa zamanda gerçekten okur kisvesi için çalışmalar yapan bir program olmaya geri dönmesini umarım. Biliyorum ki kazandıkları kaybettiklerinin yerini tutmayacak. Etkileşim uğruna kaybettiği kaliteye geri dönmesi umuduyla..
Duygu ve Düşünce
37 Ekrana Sığdırdıklarımız
O eski tüplü televizyonların 37 ekranına neler sığdırmadık ki… Komşuluğu sığdırdık mesela. Kapılar açıktı, çaylar demliydi, televizyonun sesi sokağa taşardı. Akşam ezanıyla birlikte uzanan sofralar, iki kapı ötedeki komşunun getirdiği böreğin kokusu… 37 ekranın loş ışığında aynı dizinin finalini bekleyen onlarca ev, aynı anda ağlar, aynı anda gülerdi. Mahalle kahvesinde “şu karakter ne yapacak” telaşı, ertesi sabah okulda, işte taptaze bir muhabbet olurdu. Merhameti sığdırdık. Ekranda ağlayan bir çocuk görünce hep birlikte hüzünlenir, haksızlık olunca avuçlarımız terlerdi. Bir teyzenin yardım çığlığı duyuldu mu, mahalle ayağa kalkardı. Merhamet sadece televizyonda değil, evimizin önündeydi, sokağın başındaydı. “El elden üstündür” diye bilirdik, verirken de alırken de mahcup dururduk. Hoşgörüyü sığdırdık. Herkesin derdi ayrıydı belki ama aynı apartmanın merdivenlerini paylaşmak, aynı sokağın havasını solumak yeterdi birbirimizi anlamaya. Çocuk gürültüsüne, yaşlı sabrına, delikanlı hevesine yer vardı. Düşünce farklıydı ama muhabbet aynıydı. Kimse kimsenin ekranına, sofrasına, hayatına buyruk veremezdi ama herkes bir diğerinin derdine ortak olurdu. Şimdi her şey dijital. Her şey otomatik. Kapılarımız şifreli, komşumuzun adını bilmiyoruz. Merhamet bir “beğen” tuşuna sıkıştı, yüreğimizden önce başparmağımız harekete geçiyor. Hoşgörü ise algoritmaların arasında kayboldu; aynı fikirde olmadığımızı hatırladığımız anda “engelle”ye basıyoruz. 37 ekranın yerini uçsuz bucaksız dijital duvarlar aldı ama o duvarların ardında giderek yalnızlaştık. Peki, sahi, biz neyi unuttuk? Unuttuğumuz şey, insanın yanında olmanın sıcaklığıydı. Göz göze gelip “nasılsın?” diye sormanın iyileştirici gücüydü. Bir derdi paylaşmanın, ekranın öteki tarafındaki gözyaşına kâğıt mendil uzatmanın
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
KİROS ÖLDÜ, TRUMP DİRİLDİ!
Evanjelik Amerika'nın Yol Haritası... GİRİŞ: Distopya mı, Ütopya mı? Margaret Atwood 1985'te Damızlık Kızın Öyküsü'nü yazdığında distopya kuruyordu: Dini baskının hâkim olduğu, kadınların yalnızca doğurgan bedenlerine indirgendiği, muhalefetin ortadan kaldırıldığı bir Amerika. Ama aynı kitabı okuyan bir evanjelik Hristiyan için sahne farklıdır. Günahkâr dünya temizlenmiş, Tanrı'nın yasaları hâkim, Hristiyan medeniyeti ayaktadır. Aynı metin, iki farklı his. Bu farkı anlamak, Trump'ın gerçek programını anlamak demektir. Philip K. Dick'in Yüksek Şatodaki Adam'ı da kurgu diye okundu. Ama bazıları not aldı. Bu yazıda ortaya koyduğumuz örüntüyü biz kurmadık. Her halka ayrı ayrı belgelenmiş. Biz sadece geriye çekildik ve birlikte baktık. KİŞİLER: Sahnedeki Aktörler Kiros Kim? Kiros, İsa'dan yaklaşık 500 yıl önce yaşamış Pers İmparatoru'dur. Musevilerin inancına göre Tanrı, kendi halkını Babil esaretinden kurtarmak için Yahudi olmayan bu hükümdarı araç olarak seçti. İncil'in Yeşaya bölümünde Tanrı Kiros'a şöyle seslenir: "Seni adınla çağırdım, sen beni tanımasan da." Kusurlu, yabancı, ama seçilmiş bir araç. Bu teolojik şablon, Trump'ı anlamak için kilit kavramdır. Lance Wallnau: "Peygamber" Teksas'lı evanjelik vaiz Lance Wallnau, 2016'da Trump'ın adaylığını duyurur duyurmaz şunu ilan etti: "Tanrı bana Trump'ın Kiros olduğunu söyledi." Yani Trump, Yahudi olmayan ama Tanrı'nın seçtiği bir araçtır — tıpkı antik Pers Kralı Kiros gibi. Bu kehanet evanjelik dünyada viral oldu, milyonlara ulaştı. Wallnau, "Yedi Dağ Buyruğu" adlı teolojik programın baş savunucusudur. Bu programa göre Evanjelikler toplumun yedi temel alanını ele geçirmelidir: hükümet, medya, eğitim, iş dünyası, sanat, aile ve din. Bu bir inanç değil, somut bir eylem planıdır. Wallnau Trump'ın seçilmesinden bu yana
Aklımın Rafları Penguen’de!
Okumayı seviyor ama çoğu zaman kitabı eline almak için motivasyon bulamıyor, başladığın kitapları yarım bırakıyor ya da okuduğun kitapların üzerine derin düşünmek için alan bulamıyorsan seni Aklımın Rafları Kitap Kulübü’ne davet etmek isterim. Bu ay birlikte okuyacağımız kitap: Alice Feeney – Güzel Çirkin 📍 Yer: Göztepe Penguen Kitabevi 🗓 Başlangıç: 9 Nisan Perşembe ⏰ Saat: 19.30 ⏳ Süre: 4 hafta Program boyunca kitabı yalnızca okumayacağız, metnin katmanlarını birlikte keşfedeceğiz. Program kapsamında: ✨ Her hafta özel hazırlanmış derin okuma soruları ✨ Kitabın temalarından yola çıkan yazı egzersizleri ✨ Katılımcılara haftalık gönderilen özel okur notları (karakter analizleri, tematik okumalar, metnin alt katmanlarına dair yönlendirmeler) ✨ Okur–metin ilişkisini güçlendiren kişisel yazı alanı ✨ Paylaşım zorunluluğu olmayan, güvenli ve düşünmeye alan açan bir whatsapp grup atmosferi 📌 Kontenjan sınırlı olduğu için yerini ayırtmanı öneririm. hikie.space/asliyirsutimur/...
Aile bireyleri için öneriler
Kitap sağlıklı bir aile için değerli bilgiler veriyor. Okunmasını tavsiye ederim. En son bölümde haftalık aile toplantıları beni çok etkiledi. Nasıl olmalı, ne zaman yapılmalı, neler konuşulmalı.. Nacizane iyi organize edilmiş bir program -kaç yaşında olursan ol- insanda derin izler bırakır. Çocuklarda sorumluluk bilincini oluşturacak önemli bir buluş.. Yazara biz okuyuculara ışık olacak bu eseri için teşekkürlerimi sunarım. Mesafeler Var Aynı Odada
Uyanış
Uyanış, canımız sıkıldıkça katıldığımız bir program ya da kurs değil. Siz olayı iyice mahalle arası takı kursuna çevirdiniz. Uyanış insanın içinde başlar. İmgelemeyi bilmeyen insanlar, sertifikalarla bir uyanış simgesi taşıdıklarını sanıyor. Oysa bilgelik sertifika ile olmaz. Yunus Emre’nin, Şems’in ve nice hakikat yolcusunun elinde bir belge yoktu,ama kalplerinde derin bir idrak, dillerinde sade bir hakikat vardı. Onlar öğrenmek için değil, hatırlamak için yürüdüler. Çünkü uyanış, dışarıdan alınan bir bilgi değil; içeride örtüsü kaldırılan bir gerçektir. Bugün insanlar bilgelik satın alabileceklerini sanıyor. Oysa hakikat, parayla değil cesaretle elde edilir. Kendi karanlığıyla yüzleşmeye cesaret eden, içindeki sesi duymayı öğrenen kişi uyanmaya başlar. Bu bir unvan değil, bir hal meselesidir. Gerçek uyanış gösterişsizdir, sessizdir. Sertifikaya değil, dönüşüme bakar. Ve o dönüşüm başladığında, insan zaten kimseye bir şey ispat etme ihtiyacı duymaz