Babam, o sabah, 1990'ların Madrid'inde tuhaf bir cevhere rastladı. Görünüşte bu bir Don Quijote'ydi: Kitabın bez kapağında sıska şövalyenin resmi, ilk bölüm, eski deri kalkan, içinde koyundan ziyade sığır kaynayan çorba, cumartesileri yenen omlet...
Ancak ikinci bölüm yerine başka bir kitap başlıyordu: Kapital. Babam yüzünde az gördüğüm bir tatmin ifadesiyle gülümsedi. Ağzı kulaklarına varıyordu. Cervantes ile Marx'ın peş peşe gelmesi tuhaf bir ciltleme hatasından kaynaklanmıyordu; bu, gizli saklı okunan bir kitaptı: Babamın gençliğinin yaşayan bir hatırası, bizzat tanığı olduğu senelerin, ortamların, fısıltılı konuşmaların ve yasakları aşmak için icat edilen hokkabazlıkların izini taşıyan bir hayaletti. O günlerden yüzlerce küçük hatıra hiç beklemediği bir anda karşısına çıkmıştı. Ağaç aşılar gibi Karl'ın Miguel'e aşılandığı bu tuhaf kitap, gizli gizli kitap okuduğu zamanlara karşı içinde bir nostalji uyandırdığından olsa gerek, babam için büyük bir anlam ifade ediyordu. Henüz doğmamış olduğum için -annemle babam Franco yaşadığı sürece çocuk sahibi olmayı kendilerine menetmişlerdi- herhangi bir hatıram olmamasına rağmen o yılların hatırası ve tehdit ortamı beni de etkilemişti.