missprufrock

missprufrock
@prufrock
400 kütüphaneci puanı
364 okur puanı
Temmuz 2013 tarihinde katıldı
Babam, o sabah, 1990'ların Madrid'inde tuhaf bir cevhere rastladı. Görünüşte bu bir Don Quijote'ydi: Kitabın bez ka­pağında sıska şövalyenin resmi, ilk bölüm, eski deri kalkan, içinde koyundan ziyade sığır kaynayan çorba, cumartesileri yenen omlet... Ancak ikinci bölüm yerine başka bir kitap başlıyordu: Kapital. Ba­bam yüzünde az gördüğüm bir tatmin ifadesiyle gülümsedi. Ağzı kulaklarına varıyordu. Cervantes ile Marx'ın peş peşe gelmesi tuhaf bir ciltleme hatasından kaynaklanmıyordu; bu, gizli saklı okunan bir kitaptı: Babamın gençliğinin yaşayan bir hatırası, bizzat tanığı olduğu senelerin, ortamların, fısıltılı konuşmaların ve yasakları aş­mak için icat edilen hokkabazlıkların izini taşıyan bir hayaletti. O günlerden yüzlerce küçük hatıra hiç beklemediği bir anda karşısına çıkmıştı. Ağaç aşılar gibi Karl'ın Miguel'e aşılandığı bu tuhaf kitap, gizli gizli kitap okuduğu zamanlara karşı içinde bir nostalji uyan­dırdığından olsa gerek, babam için büyük bir anlam ifade ediyordu. Henüz doğmamış olduğum için -annemle babam Franco yaşadığı sürece çocuk sahibi olmayı kendilerine menetmişlerdi- herhangi bir hatıram olmamasına rağmen o yılların hatırası ve tehdit ortamı beni de etkilemişti.
Sayfa 342
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
O harika ve rahatsız edici romanların yazarı Flannery O'Connor şöyle der: "Sadece eğitici kitapları okuyan kişi güvenli ancak cesareti olmadığı için umudun bulunmadığı bir yol izlemiş olur. Bu kişi te­sadüfen iyi bir roman okursa, içinde bir şeylerin değiştiğini çok iyi anlayacaktır." Belli bir rahatsızlık duygusu kitap okuma deneyiminin bir parçasıdır; insanı tedirgin eden bir deneyim rahatlatan bir deneyimden daha eğiticidir.
Sayfa 238
Alıntı
Sözlü kültürlerin ilkel, basit ve kabile geleneğine dayalı oldu­ğunu düşünmemize yol açan bir klişe bulunuyor. Bugün bir ülkenin gelişmişlik seviyesini nüfusunun okuma yazma oranına göre ölçü­yorsak, tarih öncesi dönemleri de geri kalmış ve hükmünü yitirmiş bir dünya kavramıyla özdeşleştirmemiz tuhaf sayılmaz. Ancak du­rumun -en azından mutlak bir biçimde- böyle olmadığını biliyoruz. Örneğin Peru'daki İnka kültürü, yazının desteği olmaksızın (khipu adı verilen, sicimler üzerine atılan düğüm silsilelerine dayalı bir me­sajlaşma sistemi hariç) güçlü bir imparatorluk kurup yönetmiş ve kendi sanatını ve her yıl And Dağlarındaki Cuzco ve Machu Picchu bölgelerine turist kitlelerini çeken kiklop mimarisini yaratmıştı
Sayfa 108
Tarih
Odysseus basiret sahibi olduğundan Akhilleus gibi yüce bir mevkiye ulaşacağı, onu herkesten ayıran bir kadere sahip olduğu gibi kuruntulara kapılmaz. Bir tanrı olmak yerine İthaka'ya, ihti­yarlıktan dermanı kesilmiş babasının, ergen oğlunun, menopoz Penelope'nin onu beklediği o küçük adadaki evine dönmeyi seçer. Odysseus hayatın içinde düşe kalka ilerleyen ve hakiki bir kederi ya­pay bir mutluluğa tercih eden bir karakterdir. Kalipso'nun ona sun­duğu hediye daha çok bir serap gibidir, bir kaçıştır, halüsinasyonla­ra yol açan bir ilacın etkisiyle görülen rüyalara benziyordur, paralel bir gerçekliktir. Kahramanın kararı, Akhilleus'u duygulandıran katı şeref kurallarından alabildiğine uzak, yeni bir aklı temsil eder. Bu akıl, kısıtlamalarına ve cefalarına rağmen, hatta gençliğimiz solsa da etlerimiz sarksa da yaşlılıktan yürüyemez hale gelsek de mütevazı, kusurlu ve fani bir hayatın yaşamaya değer olduğunu bize fısıldar.
Alıntı