eda

eda
@prunuscerasus
çetrefil ve bol zayiat open.spotify.com/track/0JLLPcQFl...
6/10
·264 syf.··
2024 15. kitabı
Sindrella Kompleksi, psikoloji literatüründe “genç kızların yaşadıkları dünyanın zorluklarından, sorumluluklarından kurtulmak için karşılarına çıkan ilk erkekle evlenmeleri” olarak tanımlanıyor. Kadınların bir kahraman tarafından kurtarılmayı bekleyen ve hayallerini bu kahramana bağlayan canlılar olduğundan bahsediliyor. Kompleksin tanımına baktığımda çok daha farklı bir içerik bekliyordum. Kitap kesinlikle çok eksik ve yüzeysel yazılmış. Kadın yaşamının dramatize edilmesi ve erkeklerin yarattığı sistemde savrulup durduğunu ispatlama çabasına gidilmesi irrite edici. Kendi yaşamını ve yaşadıklarının psikolojik etkilerini genellerken çok fazla çelişkiye düştüğünü düşünüyorum yazarın. Ayrıca bahsedilen konuların çözümlenememesi de kopukluk oluşturuyor. Yazar kitapta daha çok kadının ekonomik bağımlılığı üzerinde duruyor. Yazdığı şeylerin daha çok kendi döneminin sıkıntıları olması ve bunu aktarırken kullandığı dil öylesine ataerkil ki, yazar belki de “feminist” olarak adlandırılırken bunun çok daha aksini hissettim okurken. -Ya da feminizm gerçekten böyle bir şey.- Kompleksin ekonomik özgürlük ve bağımsızlıktan kaynaklandığını aktarırken, erkek düzeninin kadında yarattığı bütün sorunların sebebi kadınlarmış gibi yansıtılmış. Kadınlar sisteme ayak uyduramıyor ve sonunda çalışmak istemiyor. Başarısızlıklarının ve özgürlükten vazgeçişlerinin sebebi yine kadınlarmış gibi aktarılıyor. Sistem içinde kadına yer açılmaması da bu açılmayan yerde kadının kariyerinden vazgeçmek zorunda kalması da kadını suçuymuş gibi. Kapitalist sistemin beslediği özgürlük, bireysellik, bağımsızlık gibi kavramları pohpohluyor yazarımız. Her şeyden önce ne kadın ne de erkek bireysel kimliğini oluştururken birbirleriyle etkileşim kurmadan bunu gerçekleştiremez. Burada kadını kapitalist bireyciliğe
Psikoloji
Sindrella KompleksiColette Dowling · Afrika Yayınları · 2020971 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Attila İlhan'ın "Gazisi"
10/10
·426 syf.··
2024 5. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2024 20:15
Eserde Türk toplumunun bilincindeki "Atatürkçü düşünce" veya "Kemalizm" kavramlarının, Mustafa Kemal Atatürk'ün düşünceleriyle ve yapmak istedikleriyle ne kadar bağdaştığını Attila İlhan'dan okuyoruz. Bizler Atatürkçülüğün bir ideoloji haline getirilerek yanlış anlaşılması ve aktarılmasının acısını çekiyoruz. Ölümünden bu yana bilerek veya bilmeyerek düşünceleri saptırılan, putlaştırılan ve toplumun onu anlamaması için sarf edilmiş bir lider. Atatürk izinden devam ettiğini düşündüğümüz veya kendini öyleymiş gibi yansıtan devlet adamlarının, siyasi partilerin onun ne laiklik anlayışını ne de anti-emperyalist düşüncelerini temele almadığını Attila İlhan'ın yazdıklarından ve okuyucuya sunduğu alıntılardan anlıyoruz. Onun Batı karşısındaki tutumu ve Araplarla ilgili düşüncelerini örneklerle aktarıyor bizlere. Dış politikadaki tutumlarının ne kadar ılımlı ve aynı zamanda ulusalcı düşüncelerden taviz vermemeye dayalı olduğunu, emperyalizm karşısındaki keskin çizgilerinin, ardından hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmadığını okuyoruz. Kimine göre taraflı gelebilecek Attila İlhan'ın Atatürk portresini okumak ve görmek bana kalırsa çok kıymetli. Göz önündeki sol, sosyalizm ve Kemalizm kavramları, Attila İlhan'ın düşünce yapısında ulusal sol olarak bütünleşiyor. Fakat bu kavramlar alışılagelmişin çok dışında onun için. Milli çıkarlardan hiçbir zaman taviz vermeye niyeti olmayan; akıl, mantık, bilim yolunda; Cumhuriyet'e sahip çıkan ve anti-emperyalizme savaş açan yolları benimsiyor. Attila İlhan için milliyetçilik ise, ırksal bir durumdan çok çağdaşlaşma yolunda bir ilke. Düşüncelerin Liberal veya sosyal olması değil, bu ilkeyi doğru anlaması önemlidir. Çağdaşlaşmanın "Batılılaşma" olarak algılanmasına karşıdır. "Hangi" serisinden okuduğum ikinci eser. Deneme şeklinde
Hangi AtatürkAttila İlhan · İş Bankası Kültür Yayınları · 20031,566 okunma
"Savaş savaştır: Barut çağında patlayan hep aynı baruttur."
9/10
·192 syf.··
2024 3. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2024 19:50
Bir yerde savaş yaşandığında, herkes bambaşka şekilde bundan etkilenir. Savaşta fiziksel olarak yer almanın, savaşın olduğu yerde geride kalarak yaşamanın ve hiç dahil olmadan karşıdan bakabilmenin insandan götürdükleri farklıdır. Kitapta savaş döneminde cephe gerisinde olanları okuyoruz. Bir çocuk için savaş, babasının eve dönmesini beklemek olabilir. Diğer bir çocukta ise kahramanlık hissi, zafer kazanma duygularını alevlendirebilir. Yazar çocukların gözündeki savaşın büyüsünü, onlara gerçekliği tattırarak öldürüyor. Peki bir kadın için savaş nedir? Üzerine binen yük, savaşa giden bir erkekten daha mı azdır? Bir yanı ailesini ayakta tutmaya çalışırken, diğer yanı ölüm gerçeğiyle yaşıyor. Kendi imkanlarıyla geliştirdiği yöntemlerle cephe gerisinde bambaşka bir savaş veriyor. Yazar bize şunu sorduruyor: Erkeğin inşa ettiği savaşta asıl savaşı veren kadın ve çocuklar mıydı? Sadece kadın ve çocuk değil, hiyerarşinin getirdiği farklılık da savaşa başka yönlerden baktırır. Özgürlüğü bilmeyen bir köle için bu durum ne değiştirir ve neler hissettirir? Bir lider için kahramanlık gösterisinden başka bir anlamı var mıdır? Faulkner'in okuduğum ilk eseri. Diğerlerine göre okunması en kolay olduğu söylendiği için Yenilmeyenler'le başladım. Yazarın böyle kısa bir romanla binlerce duyguyu yaşatmasına hayran kaldım. Savaş, kölelik, ırkçılık, ahlaki çöküntü, direniş... Düşüncelerini karakterlerle bütünleştirip, onların psikolojini bilinç akışı tekniğini kullanarak okuyucuya aktarıyor. İyi okumalar.
YenilmeyenlerWilliam Faulkner · Yapı Kredi Yayınları · 2012172 okunma
"Yarım kalmış roman bir tarafında bir vicdan azabı gibi bekliyordu."
Puan vermedi·250 syf.··
2024 4. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2024 12:28
Tanpınar'ın sembolizm akımına örnek olarak bıraktığı eserlerden bir tanesi Aydaki Kadın. Yazarın imge, rüya ve zaman kavramlarını oldukça sevdiğini ve bu kavramlarla edebiyatı zenginleştirdiğini bir kez daha görebiliyoruz Eserde sanat ve toplumsal konular ince ince işlenmiş. Ülke sorunları, aşklar, aldatmalar, samimiyetsiz ilişkiler karakterlerden üzerinden okuyucuya yansıtılmış. "Tanpınar'a göre Aydaki Kadın'ın zaafı, niçin yazıldığının belli olmamasıdır." Yazar romanı yazdığı sırada günlüğüne notlar alıyor ve bu notlarda para kazanmak için -elbette yazma sebebi sadece bu değil- bu romanı bitirmesi gerektiğinden fakat gönlünün şiir yazmaktan yana olduğundan bahsediyor. Şair Tanpınar, Roman yazarı Tanpınar'a galip geliyor ve şiir yazmayı seçiyor. Romanı tamamlayamadan hayata gözlerini kapatmış olsa da kitabın yarım kalmış olması, olayların herhangi bir sonuca bağlanamaması kitap bittiğinde rahatsız etmiyor. Tanpınar'ı okumuş olmanın doyumuna ve yarattığı kahramanların ruh hallerini hissetmenin keyfine varıyorsunuz. Edebi dili ve karakterlerin psikolojik tahlilleri, iç monologlarıyla okuyucuyu kendine çekmeyi başarıyor. "Tanpınar yaşasaydı, romanın bu biçimiyle yayımlanmasına katlanamazdı sanırım. Ama durum farklı. Bizler bu yapıttan ya bütünüyle yoksun kalmak ya da bize kalanla yetinmek zorundayız. Ve yine sanıyorum ki Tanpınar bizim yerimizde olsaydı o da ikincisini seçerdi. Yarım kalmışlığı içinde de olsa Aydaki Kadın'ın , Tanpınar'ı sevenleri sevindireceğini düşünüyorum." Güler Güven (Tanpınar'ın öğrencisi)
Aydaki KadınAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 20151,264 okunma
"Özgürlük baskılanmaz, sömürülür."
8/10
·80 syf.··
2023 115. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2023 21:27
Bedensel hisler içerisinde insan için yalnızca acı, teknesini yüzdürebileceği, onu denize taşıyacak suyu tükenmez bir nehir gibidir. Haz, insanın peşine düşmeye çabaladığı her yerde, bir çıkmaz olduğunu açığa vurur. Walter Benjamin Okurken içinde bulunduğumuz durumlarla ilgili bizi aydınlatan Byung Chul Han kitaplarından biri. Başlıklar halinde yazılan kitabı okumadan önce,Şeffaflık Toplumu ve Yorgunluk Toplumu kitaplarını okumanın daha faydalı olacağını düşünüyorum. Kendini tekrar eder gibi görünse de, yazarın toplum kavramlarını açıklama konusundaki başarısı göz ardı edilemez. "Algofobi-Acı Korkusu" Kişinin çektiği acı, yaşadığı toplumla ilişkilidir. Günümüzde acı çekme korkusu hakimdir. Çatışmaya yol açacak şeylerden kaçmak için çabalanır. Algofobinin hakim olduğu alanlardan birisi siyasettir. Bu durum siyasetti çıkmaza sokar. Acı çekmeme uğruna ortaya çıkan olumluluk toplumu, "beğeni" kavramını zorla hayatımızın her alanına sokar. Bugün bir sanat eseri veya moda tasarımı metalaştılararak zorla beğendirilir. Tüketilen ve ekonomik olan her şey beğeni ögesi olmalıdır. "Mutluluk Zorlaması" Disiplin toplumu, acıyı teknik olarak kullanır. Disipline giden yolda acı büyük bir rol oynar. Ancak günümüzde bunun yerini mutlululuk dispozitifi almıştır. Öyle ki oluşturulan bu toplum kendini en özgür sanan ve aslında en itaatkar olandır. Sürekli gözetim altında tutulan insanların ne hissettikleri, neye ihtiyacı oldukları ve tercihlerini bildirmeleri istenir. Bu sayede kendi kendini önemli hisseden insan, sadece kendi istekleri ve ruhsal durumuna odaklanır. Tekilleşen toplum duyarlılığını kaybeder. "Böylece devrimin yerini depresyon alır." "Hayatta Kalma" Palyatif toplumunun oluşturduğu kurumlardan birisi de hayatta kalma durumudur. Hayatta kalma dürtüsü arttıkça ölüm korkusu da artacaktır. Bu korkuya
Sosyoloji-Psikoloji
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,365 okunma