Hayat oklarla, yol gösteren işaretlerle doluydu. Kimini fark ediyor, kimini görmezden geliyorduk. Fark ettiklerimize sıkı sıkı sarılıyor, yaptığımız bir enayilik yüzünden ya da işte sırf talihsizliğimizden yitirirsek, biz de kayboluyor, kahroluyorduk. İyi biliyordum bunu, zira vaktiyle Kader de gideceğim yönü gösteren bir oktu benim için. Hep kuzeyi gösteren pusula, yorulunca yaslanacağım baston, nereye gideceğimi anlamak için açıp bakacağım haritaydı. Yolu gösteriyor, aydınlatıyor ve yürürken elimden tutuyordu. Dostluk bu değil miydi zaten, ışığı açmak ve elinden tutmak.