Böyle lise zamanlarıma ait bir şeyler okumak istiyordum ve zamanında tamamlamadığım bir alay seri mevcut olduğu için seçtim, beğendim, sipariş ettim Gül Tanrıçası’nı. Hatırladığım pek bir şey yoktu ama zihnimde şu bilgi vardı: Tanrıça serisi keyifliydi ya. Kitap geldi, başladım. Başlangıçta o bir şeyler olacak hissinin, sihirli bir dünyaya girecek olmanın verdiği heyecanın varlığıyla depar atar gibi okudum ilk 150 civarı sayfasını. Sonra Mikado, her şeye çok hızlı adapte oldu, her şeyi bir anda benimsedi. İlk eksikliği orada hissettim. Evet, bir yere ait değilim hissiyle başa çıkmaya çalışan, bir yandan güçlü, bir yandan tatlı bir kadın karakter figürü görmek kitabın başlarında hoşuma gitti. Ama olan biten o kadar içselleştirilmeden ilerledi ki.. İnsan sihirli bir dünyada bile bir mantığa oturtmak, bir içsel çatışma herhangi bir şeyleri görmek istiyor. Kitapta olacakmış gibi olup farklı ilerlediğini düşündüğüm bir konu vardı mesela. Ateş elementinin temsilcisi olan kızın hikayesi farklı ilerlemek için yazılmış da sonra kitap uzamasın diye vazgeçilmiş gibi. Birkaç yerde yüzüm baya ekşidi. İki defa baya “ulan ben niye şu an bu cümleyi okudum, pü,” dedirtti. Sonu zaten aşırı hızlıydı. Ne bileyim eksikti işte. Birçok şey eksikti.
Özetle benim için kitap, karakter gelişimleri zayıf ve yüzeysel bir kitaptı. Belki de diyorum, okuma zevklerim değişti. Olabilir. Yine de çerez bir şeyler okuma zamanı geliyor bazen insanın. Ne yapalım..