Puan vermedi·
Yıllar önce Ali Şeriatî'nin Ebu Zer isimli kitabını okurken bir şeyi içime hapsettim. Ebu Zer Kâbe'nin yanındadır. Kâbe avlusundaki putlara bakar. Yerden bir taş alır ve birinin kafasına fırlatır. Bekler...bir ses...sadece bir ses: "taşın taşa çarptığında çıkardığı ses".... Ali Şeriatî tırnak içinde verdiğim cümlesi ile bir şeyi çok sâde bir sekilde ifade etmiş: Bir puttan işitebileceği tek ses budur. Tabir-i diğerle putun kendisine ait bir sesi yoktur, puttan gelen/yansıyan ses yine insana aittir! Ahmet Turgut’un "Put" adlı kitabı, yazarın alışılagelmiş tarihi-teolojik çizgisini modern dünyanın krizleriyle harmanlayan bir eser. Yazar, bu kitapta kelime anlamı olarak "tapınılan nesne" demek olan put kavramını, sadece taş ve ahşaptan yapılan ilkel heykeller olmaktan çıkarıp modern insanın zihninde, yaşam tarzında ve ideolojilerinde var ettiği çağdaş tabularla özdeşleştiriyor. Kitap, okuyucuyu tarihsel bir düzlemden alıp bugünün dünyasındaki "görünmez putlar" ile yüzleştirmeyi ve insan doğasının zaaflarını sorgulatmayı hedefliyor. Hangi putun sesini işitiyorsak, o putun yüzünde kendi çizgilerimizi buluyoruz. Çünkü hiçbir put kendiliğinden var olmadı. Her putun CV'sinde bizim referanslarımız ve imzalarımız var.
PutAhmet Turgut · Kapı Yayınları · 202054 okunma
8/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
61 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2025 14:20
"Bakın çocuklar, parti başka bir şeydir, kifayetsiz yöneticiler ya da kadrolar başka bir şey. Bizler, arada bir değişen yöneticilerin kara kaşlarına, kara gözlerine âşık olduğumuz için partili değiliz. Toplumu değiştirme gücünü elinde bulunduran biricik araç olduğu için bu çatının altında toplanırız. Siyasi partiler bazen iyi, bazen kötü yönetilir. Bugün içinde değilim ama yarın yine içinde olacağım. Çünkü toplumsal mücadelenin yöneticilere kızılarak yapılmayacağını biliyorum..." Kitap, biyografik kurgu türünde oldukça iddialı bir çalışma gibi geldi bana. Roman, sadece Nâzım Hikmet’in hayatına odaklanmakla kalmıyor; aynı zamanda bir devrin panoramasını, yıkılan imparatorlukların ve kurulan yeni dünyaların gölgesinde kalan insan hikayelerini de merkezine alıyor. Balcıgil, Nâzım Hikmet’i sadece bir ideoloji figürü veya 'büyük şair' olarak değil; zaafları, tutkuları, hayal kırıklıkları ve büyük aşklarıyla bir insan olarak resmediyor. Kitap, Nâzım’ın gençlik yıllarından başlayarak Moskova günlerini, Anadolu’ya geçiş çabalarını ve hayatındaki kadınlarla olan karmaşık ilişkilerini akıcı bir dille anlatıyor. Roman, bir dönemin 'putlarının' nasıl sarsıldığını gösteriyor. Bir yanda çöken Osmanlı, diğer yanda Bolşevik İhtilali ile sarsılan bir dünya var. Yazar, bu tarihsel geçişleri karakterlerin gözünden aktarırken bizi dönemin entelektüel tartışmalarının içine çekiyor. Vâlâ Nurettin ile olan dostluğu, o dönemin kuşağının yaşadığı kimlik arayışlarını anlamak açısından çok kıymetli. ​'Putlar Yıkılırken' ismi sadece dış dünyadaki değişimleri değil, bireylerin kendi zihinlerindeki sarsılmaz sandıkları inançların ve kahramanların (putların) yıkılışını da simgeliyor. Nâzım’ın Sovyetler’deki gözlemleri ve hayalindeki sistemle karşılaştığı gerçeklik arasındaki uçurum, bu "yıkılış"
Putlar YıkılırkenOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20191,376 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hapishanesiz bir toplum mümkün mü?
7/10
·186 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 20:45
Suç ve ceza, insanlık tarihi kadar eski bir mesele. Hatta yeryüzü, insan ortaya çıkmadan önce bile suç ve ceza fikriyle tanışmıştı fakat insan bu gerçekliği hem daha görünür hem de daha karmaşık hâle getirdi. Çünkü insan iyilikte de kötülükte de sınırları zorlayabilen bir varlık. Modern zamanlarda kötülük yalnızca artmıyor aynı zamanda çeşitleniyor, derinleşiyor ve daha sofistike biçimler kazanıyor. Bu durum suçla mücadeleyi de her geçen gün daha çetrefilli bir meseleye dönüştürüyor. Ancak bugün suçla mücadelede en etkili mekanizma olarak görülen hapishanelerin –hatta modern biçimleriyle birer cezakente dönüşen yapıların– bu işlevi ne ölçüde yerine getirebildiği ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor. Bu bağlamda Hapishanesiz Toplum Arayışı bir yandan Türkiye’nin hapishane karnesini ortaya koymaya çalışırken diğer yandan modern ceza sisteminin zihinsel ve ahlaki temellerini sorgulayan bir eser olarak öne çıkıyor. Kitap daha ilk sayfalarında hapishaneleri “yakıtı insanlar olan” bir mekân şeklinde tasvir ederek okuru sarsıcı bir atmosferin içine çekiyor. Bu çarpıcı ifade aynı zamanda eserin temel yönelimini de açık ediyor: Hapishaneyi doğal, kaçınılmaz ve tartışma dışı bir kurum olarak değil eleştirilebilir, dönüştürülebilir ve insana ait bir yapı olarak görmek. “Yakıtı insanlar olan” ifadesi ise ister istemez Kur'an-ı Kerim’deki Bakara suresi 24. ayette geçen cehennem tasvirini çağrıştırıyor. Söz konusu ayette cehennem “yakıtı insanlar ve taşlar/putlar olan” bir azap mekânı şeklinde anlatılır. Bu açıdan bakıldığında yazarın, üstü örtülü biçimde modern hapishaneleri cehenneme benzeten güçlü bir metafor kurduğu söylenebilir. Eser, suç ve ceza olgusunun tarihsel köklerine de kısaca değinir. Hatta bu ilişkinin Hz. Âdem (as) ve Havva’nın ilahi yasağı ihlal etmesi ve
Hapishanesiz Toplum ArayışıMünker Odabaşı · Lejand Yayınları · 20214 okunma
9/10
·408 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 19:02
Osman Balcıgil, Yeşil Mürekkep ile sadece bir yazarın biyografisini sunmuyor; Sabahattin Ali şahsında, Türk aydınının devletle, aşkla ve kendi iç dünyasıyla olan ezeli kavgasını bir anlatıya dönüştürüyor. Romanı bitirdiğimde, Ali’nin hayatının Türkiye’nin geçmişinin bir aynası, ve bir "manifesto" metni olduğunu bir kez daha anladım. Roman, Ali’nin Almanya yıllarına yaptığı projeksiyonlarla onun dünya görüşünün nasıl temellendiğini gösteriyor. Almanya yıllarında kısa bir Alman tarihi de görüyoruz. Hitler’in iktidar yürüyüşünün temellerinin atıldığı o yıllar, aşırı milliyetçi Alman halkı.. O satırları okurken Hitler’i, Trump’ı ve başka malum şahısları iktidara getiren halkı düşündüm.. Demokrasi böyle bir şey mi gerçekten! Ciddi anlamda bu hususun sosyolojik açıdan incelemesi gerektiğini düşünüyorum. Neyse dönelim hikayeye… Avrupa’nın o dönemki kaynayan kazanında, dünya edebiyatını ve sosyalizmi tanırken yaşadığı o kültürel şok, Türkiye’ye döndüğündeki "öğretmenlik" yıllarının da karakterini belirliyor. Aydın ve Konya’daki öğretmenlik günlerinde, bürokratik engeller ve "ihbarlar" gölgesinde verdiği mücadele, onun sadece bir edebiyatçı değil, bir aksiyon adamı olduğunun da kanıtı. Balcıgil, dönemin siyasi yapısını ve İkinci Dünya Savaşı’nın Türkiye üzerindeki ağır baskısını romanın arka fonuna harika yerleştirmiş. Romanın en zarif tarafı, Ali’nin eserlerini yazma aşamaları ile hayatına giren kadınlar arasındaki bağı kurması. Aliye Hanım’a olan aşkı bir yanda, zihnini meşgul eden platonik ya da ideolojik etkilenmeler diğer yanda... (Gerçi Aliye Hanım’a gelene kadar pek çok kez aşık oldu Ali. Bu yönüyle bana Nazım’ı hatırlattı. :) ) Kürk Mantolu Madonna’daki Maria Puder’in hangi hatıranın hayatına yansıması olduğu, Kuyucaklı Yusuf’un o sessiz öfkesinin hangi Anadolu
Yeşil MürekkepOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20166,6bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 12. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 04:32
Putları Deviren Bir Özgürlük Manifestosu: Tanrılar Gibi Olacaksınız Erich Fromm’un bu eseri, Eski Ahit üzerine bir yorum gibi görünse de aslında "teist olmayan" bir düşünürün, dini kavramları birer insani deneyim olarak incelediği devrimci bir metindir. Fromm için mesele "Tanrı var mı yok mu?" sorusu değildir; o, Tanrı kavramının insan zihninde ve tarihinde neyi sembolize ettiğine, yani deneyimin kendisine bakar. Karşımıza çıkan, din temelli gözüken ama tamamen insanın özgürleşme yolculuğuna adanmış dinler üstü bir perspektiftir. Bu kapsamlı analizde, Fromm’un kavramları nasıl insani birer basamağa dönüştürdüğünü görmek mümkün. Benim için bu yolculuğun en sarsıcı iki durağı ise şunlardı: 1. Cennetten Kovulma: İnsanın İlk Özgürlük Eylemi Geleneksel anlatılarda bir "felaket" veya "ilk günah" olarak görülen cennetten kovulma, Fromm’un merceğinde insanlığın gerçek doğum günüdür. Yılanın o sarsıcı vaadi; "Elmayı yerseniz Tanrı gibi olacaksınız," aslında insanın hayvansal güdülerinden sıyrılıp kendi bilincine, aklına ve iradesine uyanışıdır. Bu kovulma bir ceza değil; insanın doğanın o "bilinçsiz ve sorumsuz güvenliğinden" kopup, kendi ayakları üzerinde durmayı seçtiği ilk özgürlük eylemidir. İnsan, hazır bir cenneti reddederek, ancak kendi çabasıyla tam insan olabileceği o zorlu ama onurlu tarihsel yolculuğuna adım atmıştır. 2. Kurban Ritüeli ve Modern Putlar: Azteklerden Günümüze Fromm’un putperestlik tanımı, bugünkü dünyayı anlamak için sarsıcı bir anahtar sunuyor. Putperestlik sadece taşa tapmak değildir; insanın kendi yaratıcı güçlerini (sevgi, akıl, irade) soyut bir nesneye veya kuruma transfer edip onun önünde diz çökmesidir. Fromm, Azteklerin tanrılarına sunduğu insan kurbanlarıyla bugünün savaşlarını aynı düzlemde değerlendirir. Dün taş heykeller adına kan
Tanrılar Gibi OlacaksınızErich Fromm · Say Yayınları · 2016171 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2026 5. kitabı
Freud en beğendiğim kitaplarından biri. Kitapta temel ilkel insanı resmetmektedir. Toplumda etik, ahlak dışı, ensest vb gerçekleri açık bir şekilde dile getirmektedir. Toplumlarda biyolojik aile bağları, kalıtsal gerçekler, genetik hepsi birer totem belirler. Bireyin de bunların eşliğinde tercihlere yönelmesi, bastırılmış duyguların tercihlere yansımasını ele almaktadır. Ayrıca kitapta dinleri kendi oluşturduğumuz putlar olduğunu putları da insanların uydurduğunu anlatmaktadır. Aslında toplumdaki ahlaki yozlaşmayı, ensest ilişkileri, yasak aşkların azımsanmayacak kadar çok olması kitabın zamanın ötesinde ve ileri görüşlülüğü ile açıklanabilir.
Totem ve TabuSigmund Freud · Say Yayınları · 20167,9bin okunma