İnsandaki tat neydi, nasıl oluşuyordu, neye göre tercihler yapılıyordu, bilemiyordum. Kuru bir bisküvi gibi olduğumu, ancak çok acıkanın, başı sıkışanın el attığı bir rağbette olduğumu seziyordum. Ama başka türlüsü nasıl olmuş ya da benden daha ne olur bilemiyordum.
Acı sanki vardı da geziyor ama sahip bulamıyor, kendisine katlanacak bir yürek arıyordu. Beni şüphesiz beğenmiyordu. Acının beğeneceği biri olmak bana çok uzaktı. Belki de bu yüzden ben de kendimi hiç beğenmiyordum.
Hatta Fransa'ya giderken içimde hiçbir duygu yok-tu, ne kurtuluş ne keder. Bu kurtulmayı da kederlenmeyi de bilmemekmiş. Sonradan düşününce bulunmuş bir düşünce de olabilir bu. Düşünmeye başlamak kederlenmeye de başlamakmış, bu nasıl ne vakit oldu, onu da bilemiyorum.